
| Kategori : / MAÂRİF (Eğitimle İlgili Yazılar) | Okunma Sayısı: 1795 |
“Büyük milletiz” dedik bir yazımızda ve neden “büyük” olduğumuzu açıklamaya çalıştık…
Şimdi diyeceğim şu: Eğitim-öğretimimiz de büyük milletlere yakışır biçimde olmalı… Bu iş “okula git-gel” mantığıyla olmaz!
Eğitimde amaç çocuğa “kimlik” ve “kişilik” kazandırmaktır. Bunlar olmadan hiçbir şey olmaz.
Konu son derece önemlidir: Çünkü bu konu, Türkiye’nin geleceğini inşa etme konusudur…
Okul temel sorunumuzu çözmese de, çocuklarımızın okula başlaması, pek çoğumuzu rahatlatır. Bu rahatlamanın temelinde, öğretmenlerin, çocuklarımızı bizden daha iyi yetiştireceklerine inanmak yatıyor…
Bu çok da doğru bir yaklaşım değil!.. En yetenekli, en idealist öğretmen bile, anne-babaların çocuklara verdiğini veremez.
Evlâdımızı dünyanın en iyi öğretmenlerinin bulunduğu bir okula versek dahi, anne-baba olarak bizim yapmamız gereken çok şey var.
Sırtına marka elbise, cebine bol para koyup özel okula uğurlamak da sorunu çözüyor maalesef! Kaldı ki, öğretmen ne kadar iyi niyetli olursa olsun, genel müfredatın dışına çıkamaz. Sistemin belirlediği çerçeveyi çocuğun kafasına ekmek zorunda kalır. Öğretilenlerin çoğu da, maalesef, çağın ihtiyaçlarıyla örtüşmüyor!
Sistemin her tarafı ideoloji: Biraz lâiklik, biraz şiir, biraz marş, birkaç tavsiye ve tepeleme slogan. Sistem “insan”dan ziyade, “robot” yetiştirmeye ayarlı: Çocuğu salt sisteme teslim ederseniz, ummadığınız, beklemediğiniz sonuçlarla karşılaşabilirsiniz. Böyle olmaması için çabalamanız gerekiyor.
Her akşam fazla belli etmeden çocuğu denetleyin. Öğrendikleriyle ilgilenin. Öğrendiklerinin hayatla, çağla ve inançla çelişen yönlerini törpüleyin. Sabırla işleyin çocuklarınızı, onlara vakit ayırın.
“Çok zor” demeyin. İyi anne-baba olmak tabii ki zordur…
Ayrıca, annelik-babalık görevi, emekliliği ve istifası olmayan görevlerdir.
Malum:Toplumda iyi insan örneği az. Onlar da zaten köşelerine çekilmiş durumda. Vitrine (ekrana) çıkanların çoğu ise kötü örnek…
Politika ve sanat dünyasından tanınmış bazı isimlerin gerek yaşama biçimi, gerekse hayatlarındaki karanlık noktalar, gelişme çağındaki gençlerimizin şuurunu bulandırıyor.
Şöhret oldukları için onları “örnek” alıyorlar. Giyimleri-kuşamları, davranışlarıyla birlikte onları taklide çalışıyorlar. Onlara özeniyorlar. Onlar gibi olmaya çalışıyorlar.
Aile büyükleri yerli yerinde uyarılar yapmazsa, iş gitgide çığırından çıkabilir. Ekrandaki hayatla gerçek hayat karşılaştırması gençleri aileden soğutabilir. Zira ekrandaki parıltılı hayata karşılık normal aile hayatı ergenlik çağını yaşayanlar açısından hiç eğlenceli değildir. Çok heyecansız ve monotondur. Her gün hemen hemen aynı şeyler yaşanır. Bu da çocukları tatmin etmez. Hırçınlık, hatta isyan başlar.
Benden bu kadar: Bunun ötesini pedagoglar ve psikologlarla konuşursunuz artık…
Ricam şu: Çocuklarınızla yakından ilgilenin. Bunu bir müfettiş edasıyla değil, birlikte hayatı paylaşırken yapın ve arkadaşça davranın. Ama bunu yaparken, anne-baba otoritesini de kullanın. Unutmayın ki, çocuklarınızın arkadaştan ziyade iyi anne-babaya ihtiyaçları var.
Biliyorsunuz sokaklar tehdit ve tehlike dolu: Adımbaşı birahane, meyhane, diskotek… Çocuk yaşta birahanelerin loşluğunda başlayıp diskoteklerde aşırı alkolle süren, nihayet uyuşturucunun koyu karanlığına yuvarlanarak ya hastahanede ya hapishanede ya da mezarlıkta biten gençlik macerasını gerek devlet, gerekse aileler olarak artık ciddiyetle düşünmek zorundayız.
Terörün bulaştırdığı ahlâksızlık virüsü da cabası…
Âdeta her sokak arasında bir Nemrut ateşi yanıyor. Kıvılcımlardan birinin çocuklarımıza sıçrayıp yakmaması için çabalamamız lâzım.
Allah yardımcımız olsun!
Yazar: Yavuz Bahadıroğlu |
23-01-16 |
||
| E mail: yeniakit.com.tr | Tweet | ||