İSTANBUL'A BİR MÜHÜR DAHA: TAKSİM CAMİİ

Allah emeği geçenlerden râzı olsun.

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
Bir düşünce için ölümü göze almak, kendini feda ediş değil; hayatı anlamlandırmaktır.
İsmet Özel
Son Dakika!
Kategori : / HUKUK HİKÂYELERİ
Okunma Sayısı: 2146
Yazar: Ahmet Selim
MAHKEMELER MEFHUM TARİFİ YAPAMAZ



Kavramların dili ve gerçekler


Kavramların tanımlarını mahkemeler yapmaz. Hukuk kavramının tanımını yapmak bile yargının konusu değildir. Kavramların tanımı, bilim ve düşünce hayatının konusudur.

Hukuk, hukuk devleti, sosyal devlet, demokrasi, çağdaşlık, modernite, laiklik, egemenlik, bağımsızlık ve benzeri kavramlar, evrensel literatürde nitelikleri ortak kabullerle belirlenmiş bulunan ve müphem yahut meçhul tarafları bulunmayan kavramlardır.

Her ülkede farklı demokrasi uygulamaları görülebilir. Ama her ülkenin ayrı bir demokrasi tanımı olamaz. Her ülkede farklı laiklik uygulamaları görülebilir, ama her ülkenin ayrı bir laiklik tanımı olamaz. Kavramlar dili, kavramların dili, müşterektir, evrenseldir. Farklı görüşleri anlatmak için bile, o dili kullanmak gerekir. Aksi halde kimin ne dediği belli olmaz, kimse kimseyle anlaşamaz. Kavramlar dilini etkilemek bir birikimi etkilemek gibidir; tarihî bir süreci ve sürekli katkı ciddiyetini gerektirir. Yani o dili etkilemek için dahi o dili kullanmaya ve ortak tanımlarını kabullenmeye ihtiyaç vardır.

Bir açık oturumda "Anayasa Mahkemesi laiklik tanımını belirginleştiriyor." denildi. Hiçbir ülkedeki Anayasa Mahkemesi'nin böyle gücü ve konumu yoktur. Her ülkenin Anayasa Mahkemesi kendi anayasası ile sınırlıdır, bağlıdır. Anayasalar da değişebilir, Anayasa Mahkemeleri'nin görev sınırları da. Ama kavramların dilini ne siyaset değiştirebilir, ne anayasa mahkemeleri; ne de başka bir özel veya tüzel kişi, yahut kurum.

Farklı tanım açıklamaları yapılabilir; ama farklı tanım kavramları oluşturulamaz. Açıklama, var olan bir anlamı açmak demektir; başka bir anlam ve içerik oluşturmak demek değildir. Yapacağınız tanım açıklamalarını, tercüme edilince bir İngiliz de bir Fransız da bir İspanyol da anlayabilmeli. Yadırgamamalı, şaşırmamalı, "bir şey anlamadım" dememeli.

... Ama biz bunları konuşacak durumda değiliz. Bu konular medyatik değil! Ayak üstü yahut telefonla yapılacak sansasyon muhabbetlerine elverişli değil! Biraz dokunmaya çalışırsanız "bırakalım şimdi onları, aktüel meraklara gelelim" uyarısı alırsınız! Bizdeki medyatik ölçü şudur: Yeteri kadar dinleyeni ve okuyanı olmayan konular, üsluplar, seviyeler dışarıda bırakılmalıdır! Müşterisi yok! Magazine hiç kızmıyorum, ama düşüncenin magazinleştirilmesine çok içerliyorum.

Dedikodu diliyle kavramlar konuşulur mu? Polemik diliyle, sansasyon diliyle, istismar argosuyla, marjinallik jargonuyla temel kavramlar konuşulur mu? "Ben yaptım, oluyor" diyebilirsin ama böyle olur işte, bu kadar olur.

Kavramlar korunmadan kurumlar korunamaz. Çünkü kavramlar korunmadan ölçüler ve seviyeler korunamaz ve de düşünce üretilemez.

Şimdi çıkarılması gereken sonuç ne? "Hadi biraz yumuşayalım" mı? Biz ne zaman "Hadi biraz düşünelim" diyebileceğiz? "Biraz ara verelim" der gibi bir uzlaşma kime ne ifade eder?

"Sayın Baykal çok sert bir üslup kullanıyorsunuz, biraz yumuşatın" ricasında bulunmak, bir anlam taşır mı? Onun öyle konuşması sinirinden, öfkesinden doğmuyor ki. Baykal aslında, çok kontrollü ve sabırlı bir mizaca sahiptir; ayrıca, aynı anlamı veren daha uygun kelimeleri seçmeyi de iyi bilir. Böyle konuşması, ölçüp biçerek yaptığı bir iştir. Eleştirmiyor ki, eleştirirken çok sert olmayan bir üslup kullanması istenebilsin. Eleştirmiyor, hakaret ediyor, suçluyor genellikle. Gayri meşruluk ithamını, siyasetinin ekseni haline getirmiş. Eleştirmek, düşünce ister, çözüm önerisi ister, emek ister. Baykal'ın tek vaadi var: Bu iktidardan kurtulalım. O gitsin de ne olursa olsun. Sonrasını sonra düşünürüz!

Böyle bir demokratik muhalefet olur mu? Böyle bir muhalefetle demokrasinin gelişmesi sağlanabilir mi?

Böyle bir muhalefet, iktidarı alternatifsiz kılar. İktidarın demokratik alternatifi olmayınca da ciddi sıkıntılar doğar. Sanıyoruz ki bir iktidar her şeyi çözmekle yükümlüdür. Peki bir iktidar, demokratik alternatifini kendisi mi oluşturacak?

Demokratik yoldan iktidara gelmeyi düşünen, "hazırlıklı-önerili" bir muhalefeti olamadı Türkiye'nin.


NOT:
Vurgular bize âittir. (Doğruluş)

Yazar: Ahmet Selim
27-07-09
E mail: Mail Adresi Yok
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
MAHKEMELER MEFHUM TARİFİ YAPAMAZ
Online Kişi: 32
Bu Gün: 109 || Bu Ay: 6.413 || Toplam Ziyaretçi: 1.782.747 || Toplam Tıklanma: 44.760.749