
| Kategori : / HİKÂYE | Okunma Sayısı: 1900 |
Vakti zamanın bir zaman da ötesinde, ben diyeyim Fergana Vadisi'nde, siz deyin Urumeli'nde, beriki desin Anadolu'da bir ÅŸeyh efendi yaÅŸarmış. Dergâhını bir dağın eteÄŸine, bir suyun ucuna kurmuÅŸ ki gören 'maÅŸallah' edermiÅŸ. Zikir ile, fikir ile, aÅŸk ile ve muhabbet ile günler günlere eklenir, ÅŸeyh efendinin müritleri cezbeden cezbeye, halden hale geçerlermiÅŸ.
Dergâhın bir müridi varmış ki 'Pelvan Dede' derlermiÅŸ namına. Anlatılır ki Pelvan Dede gençliÄŸinde sırtını yere vurmadık gâvur, kündeye getirip de çapraz baÄŸlamadığı Müselman kalmamış. Vaktaki rüyasına bir pir gelmiÅŸ. Diyesi olmuÅŸ ki 'hey Pelvan, gâvuru, Müselmanı yenmek kolaycadır. Ya nefsin sırtını ne zaman çalacaksın taÅŸa?'
Ol rüyadan sonra güreÅŸ tutmayı bırakmış Pelvan Dede. Çok dergâha girip çıkıp çok pîre hizmet etmiÅŸ. Lakin aradığını bulamamış hiçbirinde. Ta ki iÅŸtecik ÅŸol dergâhın biricik gülünü görenecek. O gün teslim olmuÅŸ ve dahi diz kırıp el öpmüÅŸ ve dahi tövbe tarikat alıp kıyl ü kâli tamam etmiÅŸ. Hay demiÅŸ dönmüÅŸ, Hu deyip yanmış. 35 yıldır dergâhın kapısına Kıtmir olmuÅŸ.
Dergâhın gencecik bir müridi de var ki adına 'AteÅŸ Molla' derler. Hind'de m'ola, Sind'de m'ola, BaÄŸdat yoksa Åžam'da m'ola çok medresede çok müderristen çok dersler almış. Usul de okumuÅŸ asıl da, bâb da okumuÅŸ fasıl da. Arabî'yi Farisî'yi bildikten sonra gâvurcuk dillerinin dördünü beÅŸini de tamam etmiÅŸ ki gören 'Sübhanallah, Bârekallah' diyesi.
Diyeceksiniz ki 'kalemin ve kelâmın ehli bir delikanlıdır AteÅŸ Molla. Åžol dergâhta n'iÅŸlese gerek?'
AteÅŸ Molla'da kibir olduÄŸunu gören müderrisi 'hele sen bir dergâhın hizmetine giresin. Giresin ki az yontulasın, yontuldukça doÄŸrulasın' demiÅŸ. AteÅŸ Molla da böylece düÅŸmüÅŸ ateÅŸe.
Geceler Hay ile, gündüzler Hu ile geçip gidedursun, günlerin birinde ÅŸeyh efendinin bir ahbabına bir emanet yollaması icap etmiÅŸ. Emaneti Pelvan Dede'ye vermiÅŸ, yanına da AteÅŸ Molla'yı yoldaÅŸ kılmış. Kafada külah, ayakta çarık, sırtta çıkın, elde teber düÅŸmüÅŸ iki derviÅŸ yola.
Az mı gitmiÅŸler uz mu, çok mu gitmiÅŸler az mı orasını anlatan da bilmez. Zaten anlatan bilse anlatmaz. 'Âşık söyler, arif susar' denmiÅŸtir de boÅŸuna mı denmiÅŸtir bakalım?
Yolda Pelvan Dede sormuÅŸ, AteÅŸ Molla anlatmış. 'Hele bir de kurban olduÄŸum İbrahim Peygamber'i anlat ki ateÅŸ nasıl göl olmuÅŸ' demiÅŸ sormuÅŸ, 'hele bir de yiÄŸitler yiÄŸidi Ali'nin Hayber cengini anlat ki bilek' demiÅŸ sormuÅŸ Pelvan Dede. AteÅŸ Molla anlattıkça coÅŸmuÅŸ, coÅŸtukça 'vay ki ben ne çok bilirmiÅŸim' demiÅŸ içinden. Yalan da yokmuÅŸ hani. Çok bilirmiÅŸ AteÅŸ Molla. Az bilirmiÅŸ Pelvan Dede. 'ÇoÄŸu azdan, azı çoktan bilmek ya nicedir?' diye sual ederseniz cevabım yoktur, bilesiniz.
Nerede bilinmez, yürürken yürürken suyu belden aÅŸkın bir nehre kavuÅŸmuÅŸlar. 'Ya Allah' edip karşıya geçeceklerken aÄŸaçların arasından gençliÄŸine doyulmaz, maral görse marallığından utanır bir kız çıkmış. DemiÅŸ ki 'ah yoluna kurban olduÄŸum derviÅŸler. Yüzme bilmem ben, karşıya geçmezsem hiç olmaz. Bi yol beni karşıya geçirseniz de size hayır dua etsem.'
AteÅŸ Molla'nın az bir adım geri gittiÄŸini gören Pelvan Dede, 'bin kızım sırtıma' demiÅŸ. Eh, kocasa da koca Pelvan, vaktiyle dünyayı kaldırmış, bir avuç kızın ağırlığı ona ne etsin? 'Hop' demiÅŸ geçirmiÅŸ karşıya kızı. Hayır duasını da almış.
Pelvan Dede'yle AteÅŸ Molla epey bir vakit daha yürümüÅŸler. Sonunda dayananmış molla. DemiÅŸ ki 'sen ki bir derviÅŸsin. Mahremin olmayan bir kızı nasıl sırtına alıp da nehri geçirirsin?'
Pelvan Dede gülümsemiÅŸ. 'Ah be evlat' demiÅŸ, 'ben sırtıma aldığım kızı çoktan indirdim amma görürüm ki sen hala sırtında taşırsın onu.'
Az daha yürümüÅŸler. AteÅŸ Molla'nın aklına nereden okuduÄŸunu bir türlü hatırlayamadığı, okuduÄŸunda da hiç beÄŸenmediÄŸi bir cümle gelip yerleÅŸmiÅŸ: 'İnsan bilmeye bu hayat hakkında hiçbir ÅŸey bilmediÄŸini bilerek baÅŸlar.'
Yazının kaynağına ulaÅŸmak için tıklayınız.
Yazar: İsmail Kılıçarslan |
02-04-17 |
||
| E mail: yenisafak.com | Tweet | ||