
| Kategori : İKTİBAS / Muhtelif Mevzûlar, Yazarlar, Yazılar | Okunma Sayısı: 1752 |

Her yıl aynı tantana..
Aynı edebiyat..
“Üç fidan’a anma”..
Kimmiş o “üç fidan”?
Terör örgütleri tarafından kandırılmış... Derin devlet tarafından konu mankeni olarak kullanılmış.. Operasyon bitince, kaldırılıp kenara atılmış “üç üniversite öğrencisi”..
Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan..
6 Mayıs 1972’de idam edilmişler..
Bu üç isim üzerinden, her yıl bir “yiğitlik edebiyatı”dır sürüyor..
Adamlar bildiğiniz banka soyguncusu..
Bildiğiniz, sivil idareyi silah zoru ile devirip, dış güçlerin istediği yönetimlerin işbaşına gelmesi için kullanılan “kukla”lar.
Düşünen fertlerin oluşturduğu toplumlar.. Yaşanılanlardan ders çıkaran akıllı insanların bulunduğu toplumlar..
Bu “üç üniversiteli”nin başından geçen olaylardan ders çıkarır..
İbret alır.
Gençlerin tekrar aynı hataya düşmemesi için gerekli tedbirleri alır..
Ama Türkiye’de öyle bir ahlaksız medya var ki..
Banka soyguncusunu, “yiğit adam” diye takdim ediyorlar..
Eline silah almış, kandırılmış gençleri, “terörist” olarak değil, kahraman olarak takdim ediyorlar..
Aynen bugün PKK’lı teröristleri, “gerilla” diye takdim ettikleri gibi...
Biliyorsunuz..
Anlı şanlı gazeteciler, binlerce insanımızın kanında parmak izleri olan terör örgütü yöneticilerini, inlerinde ziyaret edip, sözde röportajlar yapıyorlar..
“Dağda sigara izmaritini bile topluyorlar” diye övgüler düzerek.. Acımasızca, vahşice, bombalar patlatıp, her seferde 30 kişiyi, 40 kişiyi.. İçlerinde çocuk varmış, kadın varmış, yaşlı varmış demeden öldürenleri, “yeşil dostu” olarak bize sunuyorlar..
Dün Hürriyet gazetesinin 21. sayfasında, oynanan bu “büyük oyun” o kadar güzel “suçüstü olmuş”tu ki..
O bilerek bunu yapmamıştır ama..
O sayfanın editörünü tebrik edesim geliyor..
Kendileri açısından büyük bir gafilliğe imza atarak, Türk medyasının hainliğini o kadar güzel bir şekilde, tek sayfada toplamış ki..
Bizim yıllardır anlatmaya çalıştığımız çelişkiyi, alt alta koyduğu iki haberle çok basit, çok sade, çok net bir şekilde anlatıvermiş..
Üstteki haberde, bir babanın yaşadığı dramın haberi var..
Geçtiğimiz hafta, DHKP/C örgütüne yönelik bir operasyonda, polise ateş açılması üzerine ölü ele geçirilen 18 yaşındaki Sıla Abalay’ın babası, “Kızımızı örgütten kurtaramadık” diyor.. Gazete de, “Babanın feryatları” başlığı ile, 4 yıldır mücadele veren o babanın nasıl çırpındığını anlatıyor..
“Gitmediğim, yalvarmadığım kapı kalmadı. Elimden bir şey gelmiyor. Bana yardım edin lütfen” diyen baba..
Kızını terör örgütünün pençesinden kurtaramıyor..
Ve doğumuna, emeklemesine, düşe kalka yürümesine, okula başlamasına, genç kız olmasına şahit olduğu canından bir parça olan Sıla’sının cesedini, morgdan almak zorunda kalıyor..
Bu dram için, oturup ağlamalıyız..
Bütün babalar ağlamalı..
Bütün anneler ağlamalı..
Ama o ne?
Geçtiğimiz hafta toprağa verdiğimiz Sıla’nın 45 yıl önceki örnekleri Deniz Gezmiş’ler, Hüseyin İnan’lar, Yusuf Aslan’lar, aynı Hürriyet’in aynı sayfasının altındaki ikinci haberde, “Üç fidan” diye tanıtılıyor..
Üstte, “bir babanın feryadı” diyor..
Kızını örgütten kurtaramayan babanın yaşadığı acılar anlatılıyor..
Altta ise..
“Üç fidan’a karanfillerle anma” başlığı ile, 45 yıl öncesinin aldatılmış Sıla’larına övgüler düzülüyor..
Türkülerle anılmışlar.. Karanfillerle anılmışlar..
Ha Sıla, ha Deniz Gezmiş..
Ne farkları var?
İkisi de kandırılmış..
İkisi de aldatılmış.
İkisi de yaptıkları hatayı, genç yaşta hayatlarını kaybederek ödemişler..
Sıla’nın babası oynanan oyunu görmüş..
Sıla’yı kurtarmak istemiş..
Örgütten çekip almak istemiş.
Sıla üç defa örgütün elinden kurtarılıp, ailesine teslim edilmiş.
Ama yine örgüte kaçmış..
Ve Sıla kurtarılamamış..
Deniz Gezmiş’in babası, içten içe aynı duyguları yaşadı mı, bilemiyoruz..
Ama şu bir gerçek ki, Sıla ne kadar kandırılmış ise.. Deniz Gezmiş de o kadar kandırılmış..
Sıla sanmış ki, savcı vurarak, polis öldürerek “güzel bir Türkiye” kurulur..
Oysa, dış istihbarat örgütlerinin oyuncağı olmuşlar..
Aynı şekilde..
Deniz Gezmiş de..
Sanmış ki, bankayı soyunca, paraları gariplere dağıtabilecek..
Onun eline silahı veren derin devlet görevlisinin.. Arka kapıda bekleyen diğer devlet görevlisine, tüm bilgileri aktardığından habersiz..
Banka soymuşlar.. Şuraya bomba atmışlar... Bunu silah tehdidi ile korkutmuşlar..
Sonunda da, yakayı ele vermişler..
Derin operasyonların konu mankeni olarak. Hayatlarını idam sehpasında noktalamışlar..
1972’de Deniz Gezmiş.
2017’de Sıla Abalay..
Bu ülkenin kandırılmış gençleri..
Bu ülkenin ahlaksız medyasının, “yiğit” diyerek övüp, örgüte teslim ettikleri, zavallı çocukları..
Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.
Yazar: Ali Karahasanoğlu |
09-05-17 |
||
| E mail: yeniakit.com | Tweet | ||