HALEB'E DÖNÜŞ

Halep, 12 Aralık 2016'da Rus ve İran destekli Esed ordusu tarafından düşürülmüştü. Üzüntümüz hadsizdi. 30 Kasım 2024'te geri alındı.

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
"Her kim selefin bilmediği bir amel icad ederse, Peygamber'in risalete ihanet ettiğini iddia etmiş olur. Çünkü din tamamlanmıştır (Maide, 3) O gün din olmayan şey bugün de din değildir."
İmam Mâlik
Kategori : İKTİBAS / Muhtelif Mevzûlar, Yazarlar, Yazılar
Okunma Sayısı: 1155
Yazar: Mustafa Çelik
KÂFİRLERE İTAATİN SONU İNKILÂB-I HÜSRANDIR

KÂFİRLERE İTAATİN SONU İNKILÂB-I HÜSRANDIRYeryüzünde “itaat” ve “isyan” ile imtihan olunmak her mü’minin kaderidir. Kişi kime, niçin ve neden itaat ettiğini bilmiyorsa mü’min kalması mümkün değildir. Rabbimiz uyarıyor:

“Ey iman edenler! Siz eğer kâfir olanlara itaat ederseniz/uyarsanız sizi gerisingeriye (küfre) çevirirler de büsbütün inkılab-ı hüsrana uğrarsınız.” (Âl-i İmran suresi/ 149)

Bu âyet-i kerimeye göre iman edenleri bekleyen en önemli tehlikelerden birisi de, hiç şüphesiz “İnkılab-ı Hüsran”dır. İtaat ve isyan konusunda Kur’ân-ı Kerim’in uyarıları, Rasûlüllah (sav)’in tatbikatları dikkate alınmazsa inkılab-ı hüsrana uğramak kaçınılmaz olur. İslâm’ı esas almayan ve uygulamalarında İslâm ile mukayyed kalmayan inkılabın adı ne olursa olsun, Kur’ân-ı Kerim’e göre o inkılab, bir inkılab-ı hüsrandır. Dini de yasaklar, dili de yasaklar, ulema-i İslâm’ı da asar. Nitekim böyle olmuştur ve tarih de bunun şahididir.

İnkılab-ı Hüsran; Allah’tan gelmiş olan son din İslâm’a ve ehl-i İslâm’a karşı savaş açan inkılabdır. İslâm’ı hayatın taşrasında tutmayı ahdeden ve bunun için çalışan inkılabdır.

İnkılab-ı Hüsran; kişiyi dünya va âhirette zarara ve ziyana uğratan inkılabdır. İnkılab-ı hüsrana uğramak, iman zararına uğramaktır. İmandan küfre dönme yıkımından daha büyük zarar var mı? Medine’deki kâfirler, münafıklar ve Yahudiler, Müslümanların dirençlerini kırmak, Muhammed’le (salât ve selâm üzerine olsun) birlikte hareket etmenin sonucundan onları korkutmak, savaşın ürkütücü yanlarını, Kureyş müşrikleri ve müttefikleriyle takışmanın sonuçlarını tasvir etmek için müminlerin başlarına gelen yenilgi, ölüm ve yaralanmaları dillerine dolamışlardı. Küfür kalplerin karıştırılması, safların dağılması, güvensizliğin oluşması ve güçlülerle savaşmaya devam etmenin gereğinden kuşkulanmanın yayılmasını istiyordu. Çünkü savaştan el çekmenin hoş gösterilmesi ve zaferi kazanmak üzere olanların barışmaya yanaştırılması için en uygun hava, yenilgi havasıdır. Ayrıca bu atmosfer, kişisel acıların ve bireysel felaketlerin yaygınlaşıp toplumun ve akidenin bünyesini yıkmaya dönüşmesine ve böylece galip güçlere teslim olmaya uygun bir atmosferdir.

Bu yüzden yüce Allah, iman edenleri kâfirlere uymaktan sakındırmaktadır. Çünkü kâfirlere uymanın sonu kesin zarardır; hiçbir kâr ve yarar söz konusu değildir. Onlara uymak, topukların üzerinde küfre gerisin geriye dönmektir. Mü’min, ya küfür ve kâfirlerle savaşmak, batıl ve batıla uyanları defetmek suretiyle yoluna devam edecek ya da Allah korusun topukları üzerinde küfre dönecektir. Mü’minin konumunu ve dinini koruyarak ikisinin arasında pasif bir pozisyonda bulunması imkânsızdır.

Bir kişinin akidesi ve imanı, onu kâfirlere uymaktan, onları dinlemekten ve onlara güvenmekten alıkoyamıyorsa bu durumu o kişinin gerçekte daha ilk andan itibaren iman etmediğini gösterir. Akide sahibinin, akidenin düşmanlarına dayanması, onların desiselerine kulak vermesi ve direktiflerine uyması ruhsal bozgun belirtisidir. Yenilgi başgösterdimi de sürecektir. Artık kimse onu sonuçta yenilmekten, topukları üzerinden küfre dönmekten alıkoyamaz. İlk adımlarını atarken bu kötü sonuca varacağını zannetmese de… Mü’min, akidesi ve yönetilmesi bakımından, dininin ve önderliğinin düşmanlarına danışma gereğini duymaz. Bir kere onları dinlerse fıtri ve pratik bir olgu olarak artık topukları üzerinde irtidat yolunu tutmuş demektir.  (Fizilalİ’l Kur’ân/Seyyid Kutup, C: 1, Sh: 490-491, Beyrut/ 1982)

Kâfirlere itaat, küfre ve kâfirliğe giden bir yoldur. İslâm, ma’siyet (şirk, küfür ve haram) olan herhangi bir şeyde, insanlara itaat etmeyi yasaklamıştır. Kâfire, küfürde itaat edilirse bu insanı küfre sokar ve kâfirler zümresine dâhil eder. Haram olan bir meselede itaat edilirse bu insani günahkâr yapar. Kâfirlere itaat, kâfirlere esaretin garantisidir.

Kâfirlerin Müslümanlara ait olan bir memleketi işgal ve istilâ ettikleri zaman istedikleri ilk şey, kayıtsız ve şartsız kendilerine itaattir. Tabii ki, kâfirlere itaat edenler, behemehâl inkılab-ı hüsrana uğrarlar. İmanda ve amelde hercümerci yaşarlar. Osmanlı devletinin yıkılış sebeplerinin en mühimi, küffara muhabbet ve mütebeattir. Müslüman bir toplumda küffara muhabbet ve mütebeat tehlike kabul edilmiyorsa, o toplum Müslüman olma özelliğini kaybetmiş demektir. O toplumun küffar tarafından işgal edilmesi, teslim alınıp esir edilmesi mukadderdir. Hilafetin ilgasıyla birlikte İslâm âlemi inkılab-ı hüsrana uğradı. Bugün genelde İslâm coğrafyasında, özelde ise Türkiye’de görülen kan ve katliamlar, cinayet ve caniler, taciz ve tacizciler, inkılab-ı hüsranın birer sonuçlarıdır. Müslümanlar kâfirlere itaat edince birbirlerine düşman olmaya başladılar.

Müslüman, Müslümana itaat eder. Müslüman Müslümanın günahlarına öfke duyar ama terk edip gitmez. Hayatta huzur ağını örer öfkesini yutanlar… Kendisine zulmeder Rabbini unutanlar… Allah’tan başka büyük güç tanıyan belâsını bulur. Allah murad ettikten sonra kim mani olur!

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Yazar: Mustafa Çelik
28-09-18
E mail: yeniakit.com
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
KÂFİRLERE İTAATİN SONU İNKILÂB-I HÜSRANDIR
Online Kişi: 81
Bu Gün: 27 || Bu Ay: 6.832 || Toplam Ziyaretçi: 2.930.422 || Toplam Tıklanma: 58.643.287