AYASOFYA ARTIK CAMİ

Bugünleri gösteren Rabbimize şükürler olsun!

 

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
Bir düşünce için ölümü göze almak, kendini feda ediş değil; hayatı anlamlandırmaktır.
İsmet Özel
Son Dakika!
Kategori : / TASAVVUF
Okunma Sayısı: 162
Yazar: Ergün Yıldırım
KÜLTÜRÜMÜZÜN İKİ MESELESİ: KİTAP VE TASAVVUF

KÜLTÜRÜMÜZÜN İKİ MESELESİ: KİTAP VE TASAVVUFDevlet kitapçılığı sivil kitapçılığı öldürmemeli

Matbuat kültürü moderniteyle beraber doğdu. Kitap, bir metaa dönüştü. Ansiklopedistler, sözcük yazarları ve dünya keşfi ile kitaplar büyük bir ticaretti. Arkasından klasik romanlar geldi. İbrahim Müteferrika, padişahımıza matbaa kurmayı önerirken iki vurguda bulunur: Misyonerlerin Hristiyanlığı yaymasına karşı koymak ve kitap ticareti. Nitekim Türkiye’de ilk Türkçe matbuat da bir yabancı tarafından misyoner amaçlı olarak kullanılır. Padişahımızın zihninde kitap bir meta değildir ve bu nedenle bu teklife fazla olumlu bakmaz. Ama zamanla kitabın kamuoyu oluşturmadaki modern anlamı ortaya çıkınca devlet matbaası kurulur. Devlet, kitapçılığı bir toplumsal “aydınlatma” olarak görür. 1881 yılında bir kitap şirketimiz de kurulur. Ama bu da alternatif bir sivil aydınlatma arayışıdır. Kitabın aydınlatma anlamı hem devlet cephesinde hem de sivil cephede devam eder.

Hasan Ali Yücel, cumhuriyet ideolojisinin kitapla aydınlatma rolünden yararlandı. Hem Batı klasiklerini hem de Doğu klasiklerini bastırdı. Büyük hizmet gördü. Necip Fazıl, Nazım Hikmet gibi insanlar ticaret için değil aydınlatma için kitapla uğraştılar. Onlarınki de sivil aydınlatma çabası. Ancak zamanla kitap ticareti, kitabın varlığını sürdürebilmesi için önem kazandı. Yayınevleri doğdu, kitaplar tercüme edildi, telif eserler basıldı. MEB ve Kültür Bakanlığı çoğunlukla sivil yayıncılığın yapamadıklarını yaptı. Şimdi Türkiye’de ciddi bir sivil yayıncılık var. Yazarları da besleyen bu yayıncılık, Türkiye’nin entelektüel gelişiminde önemli bir yere sahip. Ancak son dönemlerde tröstler, medya grupları ve devlet yayıncılığının kimi uygulamaları karşısında bunlar can çekişmeye başlıyor. Devlet sivil yayıncıların da basabildiği kitapları basarak onların varlığını zayıflatıyor. Adil rekabet ortamı kalkıyor. Oysa Devlet Kitapçılığı daha çok sivil kitapçılığın yapamadığını yapar. Ona bir rakip haline gelmemeli. Türkiye Yazma Eserler, çok değerli çalışmalar yapıyor. Ama sivil yayıncılığın bastığı kitapları basmakla da rekabete aykırı davranıyor. Mesela sivil yayıncıların bastığı Kınalızade’nin Ahlak-ı Alai adlı gibi kitapları tekrar basması gibi. Kültürün çekirdeği kitaptır. Bunun için de sivil kitapçılık büyük bir zemindir. Onun yaşaması ve serpilmesi kültürel kalkınmanın çok önemli bir temeli.

Tasavvufu bilmemek mazereti kalkıyor: Sufiliğe cehaletin başı bilgisizlik

Türkiye’de epeydir tarikatlar tartışılıyor. Küfredenler, karalayanlar, vesayetinden bahsedenler, devleti ele geçiriyor diyenler… Bilgisizlik, cehaletin başıdır. Tasavvuf nedir, neye yarar, ne yer ne içer(!), nerede yaşar, nasıl doğdu, ne işe yarar…gibi sorulara cevap vermemiz gerekir. Bunun için de tasavvufu tanımak lazım. Tasavvuf, aynı zamanda bir bilimdir. Ciddi bir bilim müktesebatına sahip. Gazali, Kuşeyri, Hucviri, Serraç, İbn Arabi, Bursevi gibi alimler tasavvufu bir bilim haline getirmişler. Eserleriyle kuralları, kavramları ve perspektifleri ortaya koymuşlar. Kuşeyri, 10. Yüzyıl’da yazdığı Risalesinin gerekçesini ortaya koyarken dikkat çekici tespitlerde bulunur. Tasavvuf alanında sapmaların olduğunu ve bunu düzeltmek/ıslah etmek için bu kitabı yazdığını söyler. Demek ki sufilik ortaya çıktıktan iki yüzyıl sonra da sapmalara yol vermiş. İşte Kuşeyri, sufileri ve Müslümanları buna karşı uyarmak ve doğru tasavvuf yolunu göstermek için kitap yazıyor. Bir ilim ortaya koyuyor. Bu ilim bugün Türkiye’de ilahiyat fakültelerinde de ciddi hocalara, kürsülere, yüksek lisans(906 öğrenci) ve doktora(306 öğrenci) programlarına sahip.

İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi, İrfan Mektebi’ni açtı. Tasavvuf alanında yetkin akademisyenler tasavvufu çeşitli veçheleriyle anlatacaklar. Mesnevi Okumaları, Ruhul Beyan Okumaları, Mektubat-ı Rabbani Okumaları ve Tasavvuf Psikolojisi bu derslerden bazıları. Bendeniz de Tasavvuf Sosyolojisi’ni vereceğim nasipse. Dersler online verilecek. Herkese açık ve ücretsiz olacak. İrfan Mektebi, bu derslerle tasavvufa karşı süren bilgisizliğe karşı önemli bir bilgilenme ve aydınlanma imkanı sunacak.

Elbette tasavvuf son tahlilde hal ilmidir. Ancak hal ilmi, nazar ilmiyle beraber oluşur. Özellikle her şeyin ilimle açıklandığı ve ispatının istendiği çağımızda tasavvufun nazar ilmi daha da önem taşıyor. İlim, her zaman hal’in kapısı olma potansiyelini( bil-kuvvesini) taşır içinde. Tasavvuf ilmi bil- kuvve, “tasavvuf hali” bir bil-fiildir. Tasavvufu hal olarak yaşamak istemeyenler bile, onun ne olduğunu öğrenmekle sorumlu. Çünkü tasavvuf, İslam medeniyetinin çok büyük bir katmanıdır. Söylemleri, edebiyatı, ekolleri, kurumları, sosyal dünyası ve sanat faaliyetleri ile büyük bir gerçeklik. Tarihini, toplumunu ve kültürünü tanımak isteyen insanlar, tasavvufu da tanımak zorundadır.

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Yazar: Ergün Yıldırım
04-10-20
E mail: yenisafak.com
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
KÜLTÜRÜMÜZÜN İKİ MESELESİ: KİTAP VE TASAVVUF
Online Kişi: 25
Bu Gün: 90 || Bu Ay: 2.337 || Toplam Ziyaretçi: 1.737.157 || Toplam Tıklanma: 43.587.485