AYASOFYA ARTIK CAMİ

Bugünleri gösteren Rabbimize şükürler olsun!

 

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
Bir düşünce için ölümü göze almak, kendini feda ediş değil; hayatı anlamlandırmaktır.
İsmet Özel
Son Dakika!
Kategori : / SANAT
Okunma Sayısı: 90
Yazar: Bayram Bilge Tokel
GÖNÜL DAĞI TÜRKÜSÜ KİMİN?

Bundan beş yıl kadar önce, Hürriyet’te köşe yazarlığı yapan Akif Beki, 25 Nisan 2015 günkü köşesinde “Neşet Ertaş İntihalci miydi?” başlıklı bir yazı yayınladı. Yazıda, adını ilk defa duyduğum birinin BasHaber adlı haftalık Türkçe/Kürtçe bir dergide yayınlanan ve Neşet Ertaş’ı Kürt kökenli sanatçıların eserlerinden ‘intihal’ yapmakla itham eden yazısından söz ediyordu. Gönül Dağı türküsünün aslının Kürtçe olduğu, Neşet Ertaş’ın Türkçeye uyarlayarak aynı müzikle çalıp okuduğu ve sonunda türküyü sahiplendiği ileri sürülüyordu.

Akif Beki’nin, yazının sonunda bu konudaki nihai kararı şahsıma havale ettiğini görünce bir cevap yazmak elzem oldu. İşte aşağıdaki yazı, o günlerde kaleme alınmış ve Akif Beki’nin Hürriyet’teki köşesinde yayınlanmış yazının güncellenmiş versiyonudur.

Söz konusu yazının tamamını internet ortamında bulup okudum. Neşet Ertaş üzerinden yeni ve farklı bir gündem oluşturmanın amaçlandığını düşündüğüm yazıda yer alan duygusal hezeyanlara teker teker cevap vermeyi gereksiz görüyorum. Çünkü yazı, ciddiye alınmaya değer en küçük bir bilimsel/sanatsal değer ve derinlik taşımıyor. Doğrusu iddia sahibinin, Neşet Ertaş türkülerinin dili, felsefesi, formu, ezgisel yapısı ve makamsal özellikleriyle ilgili en küçük bir bilgisi ya da sezgisi olmadığı anlaşılıyor. Çünkü Neşet Ertaş’ın söz ve müziği kendisine ait bütün türküleri, bozlakları, tavır, üslup, yorum, ifade ve icra tekniği yönünden öylesine güçlü bir homojenlik gösterir ki, az çok müzik zevki ve kulağı olan biri, daha ilk cümlede “bu Neşet Ertaş türküsü” der. Tıpkı Yunus’un şiirlerinde, Aşık Veysel’in deyişlerinde, Saadettin Kaynak’ın bestelerinde olduğu gibi.

Neşet Ertaş ve benzeri gerçek halk ozanları, değil bir başkasının eserini intihal, taklit bile etmezler, edemezler. Onlar, ancak taklit edilirler. Nitekim Neşet Ertaş kadar taklitçisi çok olan ikinci bir sanatçı var mı, bilmiyorum. (Kendisi böyleleri için “gölgede olanın gölgesi olmaz’ derdi. ) Kendisi, sanatının yüzde doksanını borçlu olduğunu söylediği babası Muharrem Ertaş’ı bile taklit etmemiş, daha doğrusu edememiştir. Babasının türkülerini, bozlaklarını, oyun havalarını bile ‘kendi gibi’ çalıp okumaktan kurtulamamıştır. Çünkü başka türlüsünü istese de yapamaz. Babasından aldığı türküleri bile öyle bir çalıp okumuştur ki, ortaya yepyeni bir eser çıkmıştır. Mesela, “Kar mı Yağmış Yüce Dağlar Başına” adlı türküsünü, babasından duyduğu “Bana Gül Diyorlar Neme Güleyim” adlı türküden hareketle havalandırmıştır; fakat bunlar iki ayrı türkü kadar birbirinden farklıdır. Böyle çok örnek verilebilir.

Şimdi, babasından bile türkü ‘intihal’ etmeyen bir isim, adı sanı duyulmadık, üstelik müzikal kültür anlamında hayli uzak olduğu Kürt kökenli bir sanatçının türküsünü alıp üstüne yatacak, ya da değiştirerek kendisine mal edecek! Yazıya bakılırsa, “Neşet Ertaş’ın Cemil Horo’dan yaptığı intihal ise dikkatli müzikologların incelemeleri” sonucu ortaya çıkmış! Peki kim bu ‘dikkatli müzikologlar’ belli değil, hangi dikkatli incelemeleri yapmışlar bilmiyoruz.

Yine söz konusu yazıya göre “Neşet Ertaş, Kürt halkının mirası olan anonim ya da şahsi eserleri gasp etmekle kalmayıp bir de Türkçe’ye çevirerek bu dile mal etmiş”... (Gasp intihalden de öte bir itham olsa gerek), Neşet Ertaş 25 yıl Almanya’da kaldığı halde belki 25 tane Almanca kelimeyi dahi bile-isteye‘öğrenmemiş’ –öğrenememiş değil- bir insan, tutup adı sanı meçhul bir Kürt sanatçının eserini Türkçe’ye çevirmek için Kürtçe öğrenecek! Oysa kendisinin yıllar öncesinden Garip mahlasıyla yazmış olduğu ve havalandırmayı/bestelemeyi’ istediği o kadar çok şiiri vardı ki…

Rahmetli Üstad ile gece sabahlara kadar süren sayısız sohbet ve muhabbetlerimizde Abdal kültürünün ve babasının dışında kendisinin etkilendiği, beslendiği kaynakları konuşurduk. Konya, Silifke, Urfa, Gaziantep Abdallarından, maya, hoyrat, barak havalarından söz ederdi fakat bir gün bile Kürt müziğinden etkilendiğini ifade etmedi. Dengbejlerin okuduğu havaları farklı ve orijinal bulduğunu söylerdi fakat, en popüler isim olan Şivan Perver dahil, tanıdığı ve telaffuz ettiği Kürtçe bir isim veya eser yoktu. Neşet Ertaş gibi duygu ve düşüncelerini açık yüreklilik, samimiyet ve cesaretle dile getiren biri, eğer böyle bir şey olsa, en küçük bir komplekse kapılmadan söylerdi.

Gönül Dağı’na gelince… Bu türküyü de, 1970’lerde Sovyetlerde düzenlenen bir müzik festivaline katılan merhum Cem Karaca, aynı festivale Gürcistan’dan katılan bir Kürt sanatçıdan dinleyerek Türkiye’ye getirmiş ve Neşet Ertaş da türküyü ondan almış. Bir de şu cümle: “Neşet Ertaş’ın, Cem Karaca’nın Anadolu’dan derlediği türküleri alıp okuduğu biliniyor” muş! Allah Allah! Ben bugüne kadar böyle bir bilgiyi hiçbir Allah’ın kulunun ağzından duymadım. Cem Karaca hangi türküleri derlemiş, bunların hangisini kendisi okumuş, hangilerini Ertaş’a vermiş insan bir tane örnek vermez mi? Veremez çünkü yok böyle bir şey. Cem Karaca ile Neşet Ertaş ve türkülerinden de bahsettiğimiz iki sohbetimiz oldu, böyle bir şeyden söz ettiğini hatırlamıyorum.

İnternet ortamında dolaşan Rüsteme İsko adlı çok genç bir Kürt delikanlısının okuduğu ve Gönül Dağı’nın Kürtçe aslı olduğu iddia edilen parçaya gelince.. Kararkteristik bir Kürt halay havası özelliği gösteren ve oldukça ritmik (hareketli) icra edilen eser Gönül Dağı ile makamsal yönden tam örtüşmese de seyir yönünden bir benzerlik söz konusu. Fakat bu kadar bir benzerlik pek çok türkü için söylenebilir. Bu icranın tarihi tam olarak nedir bilmiyorum ama Neşet Ertaş’ın Gönül Dağı’nı 45’liğe okuduğu tarih 1970 ya da 1971. Yani tam tersi bir intihal de söz konusu olabilir, kim bilir.

Neşet Ertaş’ın içinde “gönül” geçmeyen türküsü nerdeyse yoktur. O, Yunus Emre’den tevarüs edilen ve eski Anadolu Türkçesindeki söylenişi olan nazal “n” ile telaffuz ettiği bir “gönül” insanı, atası Yunus gibi gönüller yapmaya gelmiş bir gönül ozanı… Son albümünün adı da Gönül Yarası idi.. Ve Gönül Dağı, Üstadın sayısını kendisinin de bilmediği türkülerinden sadece biriydi… Sözü, müziği, havası, edası, tavrı ve üslubu ile tepeden tırnağa tam bir Neşet Ertaş türküsü...

Şunun bilinmesi gerekir: Neşet Ertaş, kökü tarihin derinliklerine dayanan ve binlerce yıldır yenilenerek tevarüs edilen kadim bir geleneğin, Türkmen/Abdal kültür ve müzik geleneğinin çağımızdaki en rafine temsilcisidir. Hayatı boyunca bütün samimiyeti ve sadeliği ile içinden geldiği gibi düşüncelerini, felsefesini, duygularını, acılarını, içtenlikle saza söze dökerek çaldı ve söyledi… İnsanı eşref-i mahlukat olarak bilir, herkesi hür ve eşit görür, sever, sayardı. Ne mezhep, ne meşrep, ne ırk, ne etnik aidiyet, ne renk ayrımı yapardı; “Bir yaratmış Allah tüm insanları/Ayrılık kişinin özünden olur” derdi.

O tam bir gönül adamıydı ve gönül delisiydi, “Bilmiş ol ki gönül Hak’tır/Sakın ol ha gırma gardaş” derdi. “Müzik aşkın icadıdır, müzik bir tapınaktır, insanlar bunu bilse de bilmese de böyledir. Aşkı olmayan sazı eline almasın” derdi. Böylesine derin ve özgün bir insanın, kendi gönlündeki ve beynindeki fırtınaları dile getirdiği pek çok şiiri dururken, başkalarının sözüne, ezgisine tevessül etmesi akıl alacak şey mi?.

Ondaki Yunusça edâyı, ârifane terbiyeyi ve irfâni kültürü fark edemeyecek kadar sığ ve nobran olanların Neşet Ertaş ve benzeri ozanları doğru anlaması ve anlatması beklenemez…

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Yazar: Bayram Bilge Tokel
25-10-20
E mail: fikircografyasi.com
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
GÖNÜL DAĞI TÜRKÜSÜ KİMİN?
Online Kişi: 19
Bu Gün: 141 || Bu Ay: 4.250 || Toplam Ziyaretçi: 1.649.160 || Toplam Tıklanma: 42.346.436