HALEB'E DÖNÜÞ

Halep, 12 Aralýk 2016'da Rus ve Ýran destekli Esed ordusu tarafýndan düþürülmüþtü. Üzüntümüz hadsizdi. 30 Kasým 2024'te geri alýndý.

YET- KERME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadýkça Yahudiler de Hrýstiyanlar da senden asla hoþnut olmayacaklardýr.
Bakara, 120.
HADS- ERF
Dünya tatlý ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kýlacak ve nasýl davranacaðýnýza bakacaktýr. Dünyadan ve kadýnlardan sakýnýn.
Müslim, Rikak, 99.
SZN Z
"Her kim selefin bilmediði bir amel icad ederse, Peygamber'in risalete ihanet ettiðini iddia etmiþ olur. Çünkü din tamamlanmýþtýr (Maide, 3) O gün din olmayan þey bugün de din deðildir."
Ýmam Mâlik
Kategori : / MAÂRÝF (Eðitimle Ýlgili Yazýlar)
Okunma Says: 712
Yazar: Mehmet Ulukütük (Doç. Dr.)
Göz, Gönül ve Gerçek: MAÂRÝFÝMÝZÝN EÐÝTÝMLE ÝMTÝHANI

Maarif ne dünü anlama sanat, ne çan gerekliliklerine icabet, ne de gelecee hazrlktr. Maarif insann kendisini anlama ve anlamlandrma sürecidir. Gözün kulakla bütünlemesi, gönlün gerçekle kucaklamas, insann kendi tanma sürecidir. Çünkü anlama hep içten da doru yol alr. Kendilik bilgisine sahip olamayanlarn kendi dndakileri anlamas imkân dâhilinde deildir.

Modern eitim, sanayilemenin ortaya çk ile birlikte daha komplike makinalar kullanacak insanlarn eitilme ihtiyaçlar ile ortaya çkmtr. Makineleme standardizasyonu, senkronizasyonu, merkezilemeyi ve uzmanlamay gerektirmitir. Ulus devletlerin ortaya çk ile birlikte makineleme ile balayan süreç tamamlanmtr. Ulus devlette bir ulus ideolojisi etrafnda bir araya gelen insanlar tek bir hedefe kanalize etmek için, zorunlu, devlet kontrollü, karma ve laik bir eitim tasarlanmtr. Eitim ulus devlette aydnlanm ve yurttalar için en iyisi sadece kendisinin bildii aydnlanm devlet patronluunda bir eitim süreci ideali söz konusudur. Aydnlanm devlet patronluunda eitim kendinde bir amaç deildir. Eitim ideolojik amaçlar için sadece bir araçtr. Araç olarak eitimin söz konusu olduu yerde, maarifte olduu gibi kendini tanma amac yoktur. Eitim her türden bilgiyi enstrümantalize eder. Enstrümantalize eitim, kiileri, meslekletirme, profesyonalletirme, homojenletirme ve teknolojikletirme amacn güder. Bugün modern eitimin giderek enstrümentallemesini, (araçsallamas) uzmanlamasn, profesyonellemesini, irketlemesini ve teknolojizasyonunu, klavuz ve birletirici ideallerinin çözülerek erimesini, ve sonuçta giderek hiper uzmanlamasn ve departmanlarnn ykc parçalann[1] derinden hisseden herkes eitimin enstrümantalize oluunun nelere mal olduunu anlayabilirler.

Araçsallatrma bir tür pragmatizimdir. Pragmatizmde kendinde deerli bir ey yoktur, her ey kullanm deerine göre anlam ve kymet kazanr. “Yalnzca enstrümental açdan yararl sonuçlar üretmeye elverili disiplinler (ya da günümüzde sadece altdisiplinler) düzenli olarak böyle bir d destek bulabildikleri için, bütün disiplinler giderek kendilerini kullanm-deerlerine göre takdim etmeyi denediler. Eit ölçüde kart bir ideal olmadkça örenciler de bu tümüyle enstrümental mentaliteyi benimseme eilimindedir; eitimi sadece artacak ücretlere ulamann arac olarak görmeye balar.”[2] Çünkü, örenciler ve eitim dâhil bütün entiteler sadece optimize edilmesi gereken kaynaklar olarak anlaldnda her iç anlam, amaç hissi ya da eitimin deeri kaybolur ya da çekip gider ve sahneye enstrümental gerekçelendirmeler doluur. Dolandrclk kültürünün hzla gelimesi, bu açdan, “eitimi” sadece eitim d amaçlarn (kariyer gelitirme ve mali kazanç) arac diye anlayanlarn icra ettikleri bir enstrümental rasyonel hesaplamann ürünü olarak görülmelidir.”[3] Bugün eitim meselesinin her türden kesim için aikâr bir ekilde ekonomik bir mesele olarak görülmesinin altnda ite bu araçsallk yatmaktadr.

Bu eitim süreci amaçlarn gerçekletirirken iitme ve dinleme yerine gösterme ve görmeye odaklanr. Modern eitim ökülersentriktir. (göz merkezci) Geçmii göremezsiniz, yarn da göremezsiniz, sadece imdi, burada olanlar görebilirsiniz. Bunun için ökülersentrizm, prezentizm (imdicilik) demektir. [4] Modern zamanlarda görsel idrak hakikatin karsna imaj, akln karsna gözü, gerçein yerine simülasyonu koydu. Bu süreçte en kilit rol hiç üphesiz göze verildi. Görme öncelikle bir bilme tarz olarak zuhur etti ardndan bir varolma tarz haline geldi. Anlama yerine açklamann, dinleme yerine görmenin hâkim olduu bir çada görülmenin tek varolma tarzna dönümesi kaçnlmazdr.

Ökülersentrizm yeni bir hiyerari, bunun içinde yeni bir otoritedir. Gözün egemenliidir. “Okülersentrizm, kendileriyle dünyay kavradmz duyularmz arasnda bir hiyerari kurar ve duyular hiyerarisinde “gözü” ve “görme” duyusunu bu hiyerarinin zirvesine yerletirir. Göz, evreni kavraymzdaki en merkezi organmz; görme, evreni kavraymzdaki en merkezi yetimizdir. Düünmek ve inanmak görmek; görmek eylemde bulunmak ve dokunmak; dokunmak sevmek demektir. Göz eylem organdr. Görmediiniz eye dokunamaz, dokunamadnz eyi manipüle ederek teknolojiye dönütüremezsiniz. Tekno-bilim, okülersentrik gelenein ürünüdür. Modernite görmenin zaferini temsil eder: nancn ve inanmann kutsallndan düüncenin ve düünmenin, rahibin kutsallndan modernin kutsallna, dinin kutsallndan bilimin ve düüncenin kutsallna, kilise merkezli toplumdan üniversite merkezli topluma, imparatorluk sisteminden ulus devlet sistemine geçi.”[5] Pozitivizm görme ve görülmenin bilimsel anlamda zirvesini temsil eder. Pozitivizmin iktidar formu ise aydnlanm devlet patronluunda bilim[6] yapmaktr.

Gözün ve görmenin bir hegemonyaya dönümesi geleneksel toplumdan seküler topluma, ortaçadan moderniteye geçiin de sembolü haline gelmitir. “Bat entelektüel tarihinde modernite süreci diye adlandrlan dönem, gözün ve görmenin hegemonyasn kurduu dönemdir. Modern toplum gözün ve görmenin egemen olduu toplumdur. Ortaçadan moderniteye geçi, gözün ve görmenin egemenliine geçi. Seküler toplum, göz ve görme temelinde ina edilmi yaam tarzlarnn egemen olduu toplumdur. Seküler toplum ve sekülerizm, okülersentrik gelenein ürünüdür. Bizi öte dünya ile ilgili ballklardan kurtararak, yalnzca bu dünyaya ait varlklara dönütüren eydir. Görmenin modern toplumdaki hegemonyasdr. Bir eyi göremiyorsanz, o ey yoktur. Göremediiniz bir Tanr inanlmaya deer bir tanr deildir. Tanr, görmenin nesnesi olamaz ve bu nedenle yoktur. Okülersentrizm, modern dünyamzda halen bir entelektüel ortodoksi formudur. Türk toplumu modem bilimleri alma tercihiyle kar karya geldiinde de, Bat’da egemen entelektüel ortodoksi formu okülersentrizmdi. Modern Bat’da olduu gibi Türkiye’de de bilimler ve entelektüel yap okülersentrizmin aurasnda ekillendi.”[7] Gözün merkezde olduu bilimler ve entelektüel kültürde gönle yer yoktur. Gönül bilimin bir konusu olamad gibi amac da deildir. Tekno-logosun egemen olduu mahfillerde sizden gönüllü olmanz deil, otomat olmanz beklenir. Ökülersentrizm nev zuhur bir olgu olarak görülse de kökleri antik çalara kadar uzanr. “Okülersentrizm, kayna Grek felsefesine, özellikle de Platon’a kadar geri götürülebilecek bir gelenektir. Bu gelenein modem entelektüel literatürdeki etkilerini sralamak, bize ksa yoldan ipuçlar salayabilir: “k paradigmas”, “aydnlatma”, “pozitivizm”, “analitik gelenek”, “anglosakson gelenek”, “elektronik göz”, “bilgisayar toplumu” vs.”[8] Bu gelenein ürünü insanmslara da günümüzde transhümanistik deniliyor.[9] Nanoteknoloji, sibernetik ve yapay zeka ekseninde ilerleyen transhümanistik yaklam iddialar ve beklentileri açsndan aslnda ökülersentrik bilme ve varolma tarznn doal bir sonucunu karakterize eder.

Ökülersentrizm ayn zamanda natüralizmdir. “Modernite, her eyin görülebilen bir eye, yani resme dönütüü çan addr. Modem kültür “görme” merkezli bir kültürdür. Naturalizm okülersentriktir; çünkü kendisini göz ve görme duyusu üzerine ina eder. Daha yerinde bir söyleyile, naturalizm yalnzca okülersentrik bir kültürde mümkündür. Çünkü naturalizmin “doas”, her eyden önce görülebilen bir doasyla matematiin diliyle ifade edilebilen bir eydir. Yalnzca saylabilen, hesaplanabilen, ölçülebilen eyleri görebiliriz. Doann dili matematiktir ve yalnzca görebildiimiz eyler matematiksel bir dille ifade edilebilir.”[10] Matematiksel olan da hesaplanabilir olandr. Saylabilen, ölçülebilen. Snavlar ölçen, testleri, baarlar hesaplayan bir yap. Hâlbuki mesela dürüstlük, merak, heyecan ölçülebilen eyler deildir.

Ökülersentrizm tabular rasa bireylerin ego cogitolarna dayanarak varl deil varolanlar gözle bilme tarzdr. Doal olann, saf olann, kendisine çplak gözle nüfuz edebilecei nesnelerin peindedir. Ahlak, din, vicdan, gelenek onun asla nesnesi olmaz, çünkü bunlar görülebilir, hesaplanabilir ve ölçülebilir deildir. “Doa görülebilen, gözlemlenebilen, üzerinde deney yaplabilen eydir ve her eyin kayna doadr. Yalnzca gördüümüz eyler vardrlar ve bilgide kesinlii bize yalnzca görme organmz salar. Bu ayrmn sergiledii hiyeraride “deerler” ikincil nitelikler kategorisi altna yerletirilir; çünkü onlar görülemezler, dokunulamazlar ve hesaplanamazlar. Onlar, en iyi durumda birincil niteliklerin türevleri, en kötü durumda insani ilizyonlardr. Birincil niteliklerin ve dolaysyla görme organmzn bize bahettii doann, bir sfr noktas olarak, bir beyaz sayfa olarak (tabula rasa ya da ego cogito), bir arimet noktas olarak kullanm, modernite sürecinin yükselen entelektüel ve kültürel eilimlerin mensuplarna, ortaça, gelenee, geçmie ve tarihe yönelik seküler haçl seferinde, çok önemli bir avantaj noktas salar. Fakat genel bir terimle naturalizm adn verdiimiz bu entelektüel ve kültürel çaba, öylesine radikal öylesine radikaldir ki, orta çan tanrsn, deerlerin, kültürünü reddederken, yani belirli bir tarihsel dönemin deerlerini reddederken, genelde bütün deerleri, bütün gelenekler reddeder. Baka bir söyleyile, geçmii radikal ekilde reddederken seküler deerleri ve seküler kültürü de reddeder. Bu görme duyusu üzerine temelletirilmi bir yönelimin, iitme duyusu üzerine temellendirilmi her eyi reddidir. Görme bilme organ, iitme düünme organdr. Görmek egemen olmak, iitmek muhatabna kulak kesilmektir. itmek dinlemek; dinlemek saygdr. Modern düünce tarzlar ve bu arada gayet tabii, doa ya da sosyal bilim olmasnn hiçbir önemi bulunmakszn bilim, kendisini görme paradigmasnda temellendirir. “Bilim düünmez” der Heidegger, “bilim, bilimdir”.[11]

slam düünce geleneinin temsil gücü en yüksek düünürlerinden Gazzâlî Mikatü’l-Envar isimli risalesinde avama göre en kuvvetli duyu olarak alglanan göz merkezli bilme ve anlam tarzna bir takm eletiriler getirir. O’na göre gözün birtakm kusurlar var. Çünkü o bakasn görüyor ama kendisini göremiyor. Kendinden çok uzak olan ve kendine çok yakn olan göremiyor. Eyann dn görüyor, içini göremiyor. Varlklarn hepsini deil, ancak bir ksmn görüyor. Sonlu eyleri görüyor, sonsuz eyay göremiyor. Çok defa görülerinde aldanyor. Bâzan büyüü küçük görüyor; uza yakn, sakini müteharrik, müteharriki sakin görüyor ki bu yedi kusur d gözden ayrlmayan kusurlardr. Bu yedi kusuru maddeler halinde öyle ifade eder: Evvelâ: Göz kendini görmez, akl hem bakalarn, hem de kendini idrâk ettii gibi kendi gibi kendi vasflarn da idrâk eder. kincisi: Göz kendine çok yakn ve çok uzak olan göremez. Üçüncüsü: Göz perde arkasn görmez; akl ise kendi özel âleminde, kendine yakn, yani ötesinde, mele-i âdâda melekût âleminde tasarruf eder. Hiçbir hakikat akldan gizlenmez. Dördüncüsü: Göz eyann dn, üst yüzünü görür; içini görmez; kalplarn, resimlerini görür, hakikatlerini görmez. Beincisi: Göz varlklarn bazsn görür. Mâkûlâtn hiçbirini ve mahsusatn birçounu göremez. Sesleri, kokular, tatlar, scakl, soukluu, idrâk eden kuvvetleri yâni iitme, koklama, tatma duyularn göremez. Yalnz bunlar deil, ferah, sevinç, gam, hüzün, ac, lezzet, ak, ehvet, kudret, irade, ilim ve bunun gibi daha baka saylamayacak kadar derunî, ruhî sfatlar göremez. Renkler ve ekiller âlemini aamaz. Bunlar ise varlklarn en bayasdr. Altncs: Göz sonsuz eyleri görmez. Çünkü malûm cisimlerin sfatlarn görmektedir. Cisimler sonludur. Yedincisi: Göz büyüü küçük görür.[12]

Gazzâlî gözün yerine akl koymaya çalr, gözde bulduu kusurlar aklda yoktur. Bununla birlikte O’nun kastettii tekno-bilimin hegemonyasndaki rasyonalizm deildir. Sadece gözün insann bilme tarznda ona yardmc olan unsurlar içinde en üste, merkeze konulmasn eletirir. Belki de ökülersentrik gelenein içine düecei handikaplar sezerek, bir bilme biçimi olarak göz merkezli yaklamn erken bir eletirisini yapar. Söz konusu eletiri erken olmakla birlikte temelsiz ve köksüz deildir. slam düünce geleneinde gözün merkezde olduu bilme tarzlarna çeitli eletirileri bulmak mümkündür.

Gözün egemen olduu dünyada okumann yeni biçimleri karmza çkar. Salt yazl kültürü merkeze almak da gözün egemenliine girmektir. Zira okuma eylemi yazl kültürde ancak bir kitap ile mümkündür. Yazl kültür, kitabi kültürdür. Ama yazl kültür okumann sadece bir türüne iaret eder. Okuma her zaman yazl kültürü aan bir durumdur. Her ey okumann konusu olabilir eer okuyabilecek failler varsa. Tarihsel mekânlar ziyaret ettiimde, toplumsal bir hadiseye ahitlik ettiimde veya kendimle ilgili bir durumu fark ettiimde, gökyüzündeki yldzlara baktmda, bir hayvanla göz göze geldiimde binlerce sayfa okumu gibi içimde beliren anlamlar zihnimde uçutuunda okumann ne demek olduunu bir kez daha anlam olurum. Ancak yazl kültürün etkisi altna girdikçe kitap dndaki her eye kar yava yava bir körlük yaamaya balarm. Bir kitapta okumadm eyler bende anlamn yitirmeye balar.

Okumak yazl kültürün üstünde konumlandnda, görmek, hissetmek, anlamak, yaamak ve farkna varmak demektir. Yazl kültürde, iki kapak arasnda, üstünde harflerden müteekkil anlaml cümlelerin olduu bir metni gözle veya dudakla okumak söz konusudur. Bunanla beraber göz ve dudak zihnin anlamlar kavramas için sadece bir araçtr. Zira ne gözün ne de dudaklarn okunan anlamlandracak bir potansiyeli vardr.

Yazl kültür okuma ediminde yeni bir hadiseye iaret eder. Platon’un Phaedrus diyalogunda Sokrates’in dilinden harflerin bulunuunu öyle anlatr:

SOKRATES: Hikâye ederler ki Msr’da Naukraris yaknnda, bu memleketin eski tanrlarndan biri yaard. Bu tanrnn kutsal iareti, bildiin gibi, bis dedikleri bir kutu. Tanrnn ad da Theuth idi. Say bilimini, hesab, geometriyi ve astronomiyi, tavla oyununu ve zarlar, nihayet -haberin olsun- yazy (grammata) ilk bulan ite bu tanrdr. Öte yandan, ayn çalarda bütün Msr’a Thamus hâkimdi; memleketin yukar taraflarnda, Helenlerin Msr Tebaisi dedikleri ehirde otururdu. Bu ehrin tanrsna Msrllar Amon derler. Theuth bir gün Thamus’un yanna vard, bulduu sanatlar ona gösterdi: “Bunlar bütün Msrllara tantmak gerekir!” dedi. Kral bu sanatlardan her birinin ne ie yaradn sordu, Theuth anlattkça, ie yarar bulduklarn övüyor, ie yaramaz bulduklarn yeriyordu. Rivayet odur ki, Thamus, Theuth’a sanatlardan her biri için o sanat beendiini veya beenmediini ifade eden birçok ey söyledi. Bunlar tek tek saymak uzun sürer. Sra yazya gelince : “Ey Kral,” dedi Theuth, “ite bir bilgi (to mathema) ki bunun sayesinde Msrllar daha bilgili ve kendi geçmilerini hatrlamaya daha istidatl olacaklar (sophôterous kai mnemonikôterous): Bellein de, öretimin de devas (pharmakon) bulundu. Ve Kral cevap verdi…” vs. (274 c-e)

“Ey Theuth, sanatlarn ei benzeri bulunmaz efendisi! (O tekhnikôtate Theuth) bir sanatn kuruluunu günna çkarmaya muktedir adam bakadr, bu sanatn onu kullanacaklara fayda m, yoksa zarar m getireceini takdir edebilecek olan baka. u saatte, ite harflerin babas olan (pater ôn grammatôn) sen, kendilerine duyduun sevgi dolaysyla, onlardan yapacaklar hakiki etkinin tam aksini (tounantion) bekliyorsun! te bu bilgiyi elde etmenin sonucu: Harfleri örenenler artk belleklerini iletmeyecekleri için, ruhlar unutkan olacaktr (lethen men en psuchais parexei mnemes ameletesid). Yazya güvendikleri için, eyleri içeriden kendi kendilerine hatrlayacaklar yerde (ouk endothen autous uph’autôn anamimneskomenous), dardan, yabanc izler sayesinde hatrlamaya çalacaklar (dia pistin graphes exothen up’allotriôn tupôn). O halde sen bellek için deil, hatrlatma için bir deva buldun (oukon mnemes alla upomneseôs, pharmakon eures). Öretmeye gelince (Sophias de); sen örencilerine ancak hakikate benzer eyleri (doxan) öretirsin, hakikatin kendisini (aletheian) deil. Bunlar senin harflerin sayesinde, eitimsiz kalmalarna ramen grtlaklarna kadar bilgiye gömüldüler mi, çou zaman hiçbir eyi doru dürüst düünemedikleri halde kendilerini binlerce ey hakknda hüküm vermeye yetkin sanacaklardr. Sonra, gerçekten bilgili adam deil de (anti sophôn) bilgili adam benzeri (doxosophoi) olacaklarndan çekilmez olacaklardr!”(274e-275b).[13]

Diyalog bal bana harflere yani yazya yönelik bir manifesto niteliindedir. Diyalogun özellikle iktibas ettiimiz bu bölümü birçok yoruma konu olmutur. Bu yorumlar uzun uzun iktibas etmenin yeri buras deildir. Ancak bu diyalog ona ilk rastladm andan itibaren beni bir okuyucu olarak derin derin düündürmektedir. Harflerle, yazyla düünmeye baladktan sonra bizde gerçekte olan, olmakta olan nedir? Harfler bellek için deil, sadece hatrlatma için bir deva (pharmakon) mdr? “Bunlar senin harflerin sayesinde, eitimsiz kalmalarna ramen grtlaklarna kadar bilgiye gömüldüler mi, çou zaman hiçbir eyi doru dürüst düünemedikleri halde kendilerini binlerce ey hakknda hüküm vermeye yetkin sanacaklardr. Sonra, gerçekten bilgili adam deil de (anti sophôn) bilgili adam benzeri (doxosophoi) olacaklarndan çekilmez olacaklardr!”(274e-275b). Tecrübesine ahitlik etmediimiz konularda okuma yoluyla elde ettiimiz eyler grtlamza kadar bizi bilgiyle donatt halde neden çekilmez varlklar haline getirmektedir? Okumak bizi bilge adam yerine neden bilgili adam benzeri varlklar haline getirmektedir? Jacgues Derrida, Platon’un Eczanesi adl eserinde bu ve benzeri sorular üzerinde tafsilatl tahliller yapar. Lakin metni bitirdikten sonra bile bu sorular zihninizde döner durur. Burada harflere yönelik itiraz, yazl kültüre midir, pratikten yoksun bilgiye yönelik midir, bellein ortadan kalkmasna yönelik midir, Tanr Theuth’un fütursuz teklifine yönelik midir?

Bugün her türden okuma harflerle yaplmaktadr. Harflerle düünüyoruz. Bilincimiz bilgiye yaznn araclyla muhatap oluyor. Yaz bilincimizin yapsnda ne türden bir deiim gerçekletirmektedir? Matbaa sayesinde geçmite hiç olmad kadar kitap baslmaktadr. Sözlü kültürün psikodinamii yerini yazl kültürün teknolojik aygtlarna brakmaktadr. Bu mahfilde bugün, imdi okuma eylemi neye karlk gelmektedir?

Bu sorunun muhtemel cevaplarndan biri olarak modern dünyada entelektüelin konumunu tahlil ederek verebiliriz. Özellikle Bat Ortaça’nda bilgi teoloji yani Tanr içindi. Bilgi Tanr’dan gelmekteydi, onunla anlam, deer ve meruiyet kazanyordu. Rahip, kâhin, kâtip olarak Tanr adna topluma yön gösterme hakkn kendilerinde gören bir takm insanlar söz konusuydu. Bununla beraber içinde yer aldklar hiyerarik gelenein gerei olarak ne düünecekleri, ne yapacaklar belirliydi. On sekizinci asrda Hümanizmin yükselii ile birlikte Tanr’nn yerine insan geçti. Bilgi insan içindi, insandan kaynaklanmaktayd, yegâne meruiyet kayna da insand. Kâhin, rahip ve kâtibin yerine de seküler entelektüeller geçtiler. te entelektüel hümanistik kültürün hüküm ferman olduu bir vasatta ortaya çkt. Bu entelektüelin ise en önemli alametifarikas çeitli kitaplardan okuduklar ve örendiklerini özgürce her ortamda dile getirmesi, savunmas ve haykrmasyd. Sadece tek bir eyden muaft: Bildiklerine, söylemlerine, iddialarna uygun bir hayat sürme sorumluluundan. Paul Johson Entelektüeller adl kitabnda belli bal entelektüellerin, insanlara, ilerini nasl görecekleri hususunda nasihat etmek için, ahlaki ve hükmü ehliyetlerinin olup olmadn sorgular ve Jean Jack Rousseau, Percy Bysshe Shelly, Karl Marx, Henrik Ibsen, Tolstoy, Bernartt Russell ve Jean Paul Sartre gibi entelektüeller hakkndaki incelemelerinin sonucunda bu soruya kesinlikle hayr cevabn verir.[14] Söz konusu entelektüellerin insanlara nasihat edecek ahlaki ve hükmü ehliyetleri neden yok? Çünkü bildiklerine, söylemlerine, iddialarna uygun bir hayat sürme sorumluluu olmayanlarn hatta bizzat hayatlaryla yazdklarn yalanlayanlarn insanlara söyleyecek bir eyleri olamazlar. nsanlarn doru bildiklerini gücünün yettii kadar hayatna uygulamas ancak kimi eksikliklerin ve kusurlarn olmas baka bir ey, apriori olarak kendini bildiklerine uygun davranmamak zorunda hissetmesi, “bildiklerine kar kaytsz ve özgür olmas” baka bir eydir. Pierre Hadot Ruhani Altrmalar ve Antik Felsefe kitabnda “Günümüzde Felsefe Profesörleri Var, Ama Filozoflar Yok…”[15] adl bir baln olmas manidardr. Hadot’a göre günümüz felsefe profesörleri ile kadim filozoflar arasndaki en önemli fark felsefeyi bir yaam biçimi olarak görüp görmemelerinde düümlenmektedir. Felsefe profesörleri epistemik özne olarak yöneldikleri felsefeyi epistemolojik bir nesne olarak görürken, filozoflar felsefeyi bir yaam biçimi olarak görmekteydiler. Felsefe burada akademik bir disiplin olmann ötesinde hakikatin ve bilgeliin sembolü olarak kullanlmaktadr. Artk gerçekten bilgili adam (anti sophôn) deil de bilgili adam benzeri (doxosophoi) kiiler var karmzda. Zira felsefe yani hakikat onlar için bir yaam biçimi deil, akademik bir nesne.

bn Sînâ’nn “Düünmek, icabete hazrlayan bir yakartr”[16] ifadesi merammz açk bir ekilde ifade etmektedir. Düünmek insann bolukta gerçekletirdii bir faaliyet deildir. Düünmek bir ey üzerine bir eyin araclyla bir ey için düünmektir. Bilgi düünmenin hammaddesidir. Bilgi olmadan düünmek mümkün olmad gibi içinde düünmeden bir iz, iaret tamayan bilgi de anlamszdr. “Düünmek, icabete hazrlayan bir yakartr” demek bir bakma düünmek eylemi çaran bir duadr demektir. Zira Sokrates’in ifadesiyle bilginin bizatihi kendisi erdemdir demektir. Bilgisizlik ise ahlakszlktr.

Martin Heidegger Düünmek Ne Demektir? adl hacmi küçük, anlam derin eserinde “yüzmenin ne ‘demek’ olduunu, asla yüzmek üzerine yazlm bir makale ile örenemeyiz. Yüzmenin ne demek olduunu, bize ancak nehre atlamak söyleyebilir. “Düünmek ne demektir?” sorusunu, düünme üzerine kavram belirlemeyi, tanmlamay öne alp muhtevasn itinayla genileterek asla cevaplayamayz”[17] tespitini yapar. Buna göre düünmek, düünmenin nasl bir ey olduunu önceden tasarlamak, kurmak, planlamak deildir. Düünmek, düünmenin içine dümektir. Ancak düünmeye dütüümüzde düünmeyi gerçekletirebiliriz.

Bugünün dünyasnda bilgi ile eylem birbirinden kesin hatlarla ayrlmtr. Bilgi, eylem karsnda kaytsz ve sorumsuz iken eylem de bilgiden habersiz ve yoksundur. Ancak hayat bilgi ve eylem olarak ikiye bölünebilecek bir varlk deildir. O halde neden kitaplar ve niçin okumak? Kitaplar ve okumak böylesi bir vasatta ne anlama gelir? Bilginin deil, entelektüelin, filozofun deil, felsefe profesörünün, eylemin ufkunda beliren düünme yerine, eylemeye kaytsz ve sorumsuz düünmenin olduu bir vasatta neden kitaplar ve niçin okumak? Bu soru önümüzde öylece duruyor ve galiba uzun bir süre daha da duracak gibi. Düünmek için okumak, eylemek için düünmek ne kadar mümkündür? Bu soru önemli ama daha önemlisi bu soruyu sorabilecek bir bilince sahip olabilmek.

Bugün kitaplar dolu bir dünyada yayoruz. Kitaplarla içi içe olmak, satr aralarnda yaamak okurlara büyük bir mutluluk veriyor. Büyük bir kütüphaneye sahip olmak, varolusal merak ve ilgilerinin peinde komak, her gün bir önceki günden çok daha fazla okumak yegâne hedef. Bildiklerimizi anlatmak, yazarak daha geni bir okurlarla paylamak en büyük zevk. Ama okumak, düünmek ve eylemek arasnda anlaml bir bütünlük kuramamak en büyük zaafmz. Gogol’un Ölü Canlar’da bahsettii kât üzerinde yaamak ama gerçekte olmamak, hem ölü hem de canl olmak paradoksuna dümek en büyük risk. Eric Fromm’un Sahip Olmak ya da Olmak’ta dedii gibi bilgiye sahip olmak ama bilgiyle olamamak, bilginin olurunu, olmas gerekeni yapamamak en büyük kusurumuz.

Malumat çanda kitap da okumak da bir zaman tad anlam büyük oranda yitirdi. Ortalk öznesi olmayan bilgilerden geçilmiyor. Bilgi bir var olu biçimi olmad için ona kar bir sorumluluk da duyulmuyor. Bilgi ile pratik ya da eylem arasndaki var olan büyük kopu okumay, düünmeyi hakikatin arl karsnda beeri öznenin konfor arayna[18] dönütürüyor.

Michel Polanyi, The Tacit Dimension’unda üç tür bilgiden söz eder. Zmni bilgi (tacit knowledge), örtülü bilgi (implicit knowledge), açk bilgi (explicit knowledge). Polanyi’ye göre bilgilerimizin çok büyük bir bölümü zmni bilgidir. Zmni bilgi okuyarak örendiklerimizden çok tecrübe ettiimiz, muhabbet ettiimiz, onunla hemhal olduumuz bilgilerden oluur. Söyleyebildiimizden çok daha fazlasn bilebiliriz tezi üzerine ina edilen zmni bilgi, yazl veya sözlü olarak dile getirilememesine ramen hafzamzda olan, pratik annda ortaya çkan, tavr ve tutumlarmzda ifa edilen bir bilgidir. Farknda olmasak da bilgilerimizin büyük bir bölümü zmni bilgiden oluur. Bir bakma ne kadar okursak okuyalm, okuduklarmzdan çok içinde yer aldmz habitus, çevre, ortam, konteks, gelenek okuduklarmza baskn gelir. Güzelim teorileri kahreden pis olgular her daim yegâne otoritedir. Ayn bilgilerin farkl ortam ve geleneklerde farkl anlalmasnn ve yorumlanmasnn asl sebebi de budur.

Maarif ne dünü anlama sanat, ne çan gerekliliklerine icabet, ne de gelecee hazrlktr. Maarif insann kendisini anlama ve anlamlandrma sürecidir. Gözün kulakla bütünlemesi, gönlün gerçekle kucaklamas, insann kendi tanma sürecidir. Çünkü anlama hep içten da doru yol alr. Kendilik bilgisine sahip olamayanlarn kendi dndakileri anlamas imkân dâhilinde deildir. Sanayi devriminden bu yana söz konusu maarif süreci eitime evrildi ve kitleselleerek tektip bir formata büründü. Karmaklaan ve çeitlenen ekonomik dünyaya kalifiye eleman bulma sürecinde belli bir zaman diliminde, belli mekânlarda önceden hazrlanm programlarla örencilerde istendik davranlar oluturma projesi olarak karmza çkt. O günden bu yanda da hep karmzda durdu. Ne yanna yaklaabildik, ne de içine girebildik.

Doç. Dr. Mehmet Ulukütük

[1] Thomson, Iain D. Heidegger: Ontoteoloji/ Teknoloji ve Eitim Politikalar, Çev. Hüsamettin Arslan, Paradigma Yay. stanbul 2012, s. 7.

[2] Thomson, Heidegger: Ontoteoloji/ Teknoloji ve Eitim Politikalar, s. 255.

[3] Thomson, Heidegger: Ontoteoloji/ Teknoloji ve Eitim Politikalar, s. 256.

[4] Arslan, Hüsamettin, Jöntürkler, Jönkürtler ve Muhafazakârlar Meçhul Okurla Söyleiler, Paradigma Yay. stanbul 2012, s. xx.

[5] Arslan, Hüsamettin, “Bilim, Bilimsel Bilgi ve ktidar”, Dou Bat Düünce Dergisi, Akademi ve ktidar, Yl: 2, Say: 7, 1999, s. 56-57.

[6] Bkz. Arslan, Hüsamettin, “Aydnlanm Devlet Patronluunda Bilim: 1933 Üniversite Reformu ve Sürgün Alman Bilimadamlar”, Muhafazakâr Düünce Dergisi, Cilt: 9, Say: 35, 2013, ss. 25-54.

[7] Arslan, “Bilim, Bilimsel Bilgi ve ktidar”, s. 57.

[8] Arslan, Hüsamettin, “Bilgi, Naturalizm ve Deerler”, Bilgi ve Deer Sempozyumu Bildirileri, Ed. ehabettin Yalçn, Vadi Yay. Ankara 2002, s. 96.

[9] Transhümanizm hakknda Türkçede yazlm tek ve önemli çalma için bkz. Ahmet Da, Transhümanizm nsann ve Dünyann Dönüümü, Elis Yay. Ankara 2018.

[10] Arslan, “Bilgi, Naturalizm ve Deerler”, s. 96.

[11] Arslan, “Bilgi, Naturalizm ve Deerler”, s. 97.

[12] Gazzâli, Mikatü’l-Envar Nurlarn Feneri, Çev. Süleyman Ate, Bedir Yay. stanbul 1994, ss. 17-21.

[13] Derrida, Jacques, Platon’un Eczanesi, Çev. Zeynep Direk, stanbul: Pinhan Yaynlar, 2012, s. 55.

[14] Johson Paul, Entelektüeller, Çev. Aye Polat, stanbul: Paradigma Yaynlar, 2008, s. IX.

[15] Hadot, Pierre, Ruhani Altrmalar ve Antik Felsefe, Çev. Kübra Gürkan, stanbul: Pinhan Yaynlar, s. 279-286.

[16] bn Sina, el-Mubahesât, nr. Muhsin Bîdârfer, Kum: 1992, s. 5-6.

[17] Heidegger, Martin, Düünmek Ne Demektir? Çev. Rdvan entürk, stanbul: Paradigma Yaynlar, 2013. s. 15.

[18] Küçükalp, Kasm, Çada Felsefede Farkllk Tartmalar, Bursa: Emin Yaynlar, 2016, s. 15.

Yaznn kaynana ulamak için tklaynz.

Yazar: Mehmet Ulukütük (Doç. Dr.)
29-11-20
E mail: insaniyet.net
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı iin henz yorum yapılmamıştır.
Göz, Gönül ve Gerçek: MAÂRÝFÝMÝZÝN EÐÝTÝMLE ÝMTÝHANI
Online Kii: 30
Bu Gn: 255 || Bu Ay: 6.234 || Toplam Ziyareti: 2.929.492 || Toplam Tklanma: 58.626.668