
| Kategori : / DÝL KALESÝ | Okunma Says: 776 |
-Necati Öner• Fikriyatndan Hareketle Çözümleme Denemesi-
Yaam ve hayat kavramlar birbirinin müradifi olmann ötesinde mütemmimlik ilikisine sahip görünür. Hayvanlarn yaad, insanlarnsa hem yaad hem de bir hayat idame ettirdii ifade edilebilir. Fizyo-biyolojik tabiat itibaryla hayvanlarla belli açlardan ortaklk gösteren beerin dünyasnn, yaamak noktainazarndan hayvanlardan pek farknn olmad anlalr. Ancak, insan, beeriyetinin üzerinde ina ettii ve hayat sürdüü manevi dünyasyla yeryüzündeki canllardan farkllar. nsann zikrettiimiz manevi dünyas tüm boyutlaryla karmza “kültür” olarak çkar. Kültür sahasnn var olmas ise akl, inanç, irade ve duygu sahibi bir varl art koar. O halde, kültür dünyasn ina ederek, kendisine hazr olarak verilen varlk sahasnn üstüne çkmay baaran insanolunun söz konusu yetkinliinin ona ayn zamanda yaamn üstüne bir hayat küresi oluturma imkan verdiini iddia edebiliriz. nsann, kurduu kültür dünyas ne kadar güçlü ve nitelikliyse hayatnn o denli güçlü olduunu, söz konusu kültür alannn, fizik ve metafizik boyutlaryla teçhiz edilmesi ne kadar bütünlüklü ise insann hayatnn o denli salam ve tam olduunu ileri sürebiliriz.
Hayat kürenin varlk nedeni olarak gördüümüz kültürün insani faaliyetlerin tamamna tekabül ettii bu noktada belirtilebilir. Akl, irade, inanç ve duygu varl olan insan, tüm bu yetilerini ie komakla kültür sahasn, insanln miras olarak var eder. Kültürü var etmesiyle dier canllardan kendisini ayrr. Kültür o halde, insann zikrettiimiz yetilerin hepsini ie dahil etmek suretiyle varolanlar hakknda, hangi yolla olursa olsun, edindii bilgiler ve bu bilgilere istinaden ortaya koyduu eser ve davranlardan ibarettir.[1] Tüm söylediklerimizden çkan bir hususu yeniden zikredebiliriz, kültürün temel yap ta bilgidir. Kültürü dorudan bilgiyle ilikilendiren Necati Öner, bilginin mümkün tüm türlerini kültürün unsurlar olarak zikreder. Buna göre, bilgi, sadece bilime indirgenecek naif bir yapya sahip deildir. Bilimle beraber, dini bilgi, felsefi bilgi, sanat bilgisi, günlük ve okkult bilgi gibi bilgi türlerinden de bahsedebileceimizi, kültür alannda tüm bu bilgi türlerinin rakip deil ama refik olarak bulunduunu vurgular.[2]
Kültürün bilgiyle oldukça yakn ekilde ilikilendirilmesi, kültür sorunlarnn bilgi sorunlar olarak da ele alnmaya muhtaç olduunu gösterir. Bilgiyi, Öner, en genel ekilde, varolann tannmas ve bilinenin bilendeki aksi olarak anlar. Dolaysyla bilginin varolan ey hakknda verilen hüküm olduu da ileri sürülebilir.[3] Hükümlerin, kavramlarla kavramlarn ise kelimelerle ilikisi bizi dorudan bilgi sorununun eiine götürür. Kelimeyi kavramn bedeni, kavram ise kelimenin ruhu olarak görürsek, kelime ve kavramn ne ölçüde birbirine bal olduu da aça çkm olur.
Öner, kavramn felsefi ve bilimsel düünce için çok mühim olduuna özellikle deinir. Ona göre kavramlar temsil ettikleri varolanlarn özelliklerini tarlar. Maddi varolanlara delalet eden kavramlara müahhas, manevi varolanlara delalet eden kavramlara mücerret kavramlar denir. Kavram zihin dnda gerçeklii bulunan bir varolana delalet ediyorsa buna gerçek kavram (at, insan, aaç gibi), eer zihin dnda gerçeklii olmayan bir varolana delalet ediyorsa buna, gerçek olmayan kavram (anka kuu, devler hatta roman kahramanlarnn kavramlar gibi) denir. Kavram, deyim yerindeyse, varolann kütüü olarak anlalr. Bu kütük ise dinamik olan, kapanmayan ve sürekli eklemeleri kabul eden cevval bir yapy haizdir. Hükümlerin kendileriyle meydana geldii önermelerin içerii kavramlarla doludur. Kavramlarsa kelimelerle tanr, bunun yannda kiilerin bilgileri, inançlar ve hissedileriyle doldurulur ve anlamlandrlr. Varolan tanndkça, ona nüfuz edildikçe, kavram kütüüne kaydedilen hükümler de çoalr, daha yetkin hale gelir. Düünce daha da billurlam olur.[4] O halde, kavramn derinlii, nitelii, kavramn çeitlilii ve zenginlii, o kavramla oluan önermelerin ve hükümlerin dolaysyla bilginin kalitesini belirlemi olur. Kavramn zenginlii ve çeitlilii ise o kavramn bedeni olan kelimelerin zenginlii ve çeitliliine bal görünür.
Kelime ve kavram ilikisi yannda, bir dilin tüm özselliinin kendisine sindii kavramn niteliine dikkat çekmek de Öner için oldukça deerlidir. Her kavramn kendisini dier kavramlardan ayrt edici taraf olarak karlk bulan seçiklik” ile kavramn nitelik açsndan derinliine iaret eden “açklk” yönleri söz konusudur. Kavramn seçiklii bir varolan dier varolandan ayran niteliidir. Bu nitelik, bir tür çerçeve olarak varolann ifadesidir. “Beer”i ‘aaç’tan, “kalem”i, “silgi”den ayran o kavramlarn seçiklikleridir. Açklk ise kavramn içeriidir. Kavramda deimeyen onun “seçiklik” yönüyken, kavramn cevval ksm “açklk” tarafdr. Bir kavramn seçiklii her zaman o kavram kullanan kiilerde ortakla iaret eder. Açkl ise hem kiiden kiiye hem de zamandan zaman deikenlik gösterebilir.[5] Kavram içeriinin yani kavram “açkl”nn deimesinin asl sebebi varolann bilgisini elde eden, insann tabiatnda bulunur. nsann bilme gücü ve bilmeye yöneli tarz bahis konusu deiikliin sebebini meydana getirir. nsanlarn en basit bir konuya ilikin bilgilerinin özdeliinden söz etmek oldukça zordur. “Kalem” kelimesinin iaret ettii kavramn, sadece hasbelkader kalemi kullanann zihnindeki karlyla, o kalemi satan krtasiyecinin zihnindeki karl ya da o kalemi tasarlayan ve üretimini yapan bir mühendisin zihnindeki karl kukusuz özde olmayacaktr. Her bilenin üzerindeki bilen silsilesi her kavramn “açkl” için de söz konusudur. O halde, her kavram, onun derinliine iaret eden taraf olan “açkl” nispetinde dinamik bir yapy haizdir ve bu aslnda hiçbir kavram üzerinde son sözü söylememe erdemini de aça çkarr.
Varolann temsilinin kavramla, kavramn temsilinin ise kelime ile olduuna deindik. Kelime ne kadar güçlüyse kavram, kavram ne kadar güçlüyse kiinin var olan kavray da o kadar güçlü olur. Kavramlarn “açklk” ve “seçiklii” ise kavramlar temsil eden kelimelerde saklanr.[6] Tam bu noktada Öner, kelimelerin kullanll ve açkl nispetinde zihnin de o kadar iyi ilediini ileri sürer. Kukusuz kelime ve kavram kalitesi ise dorudan kelime ve kavramn yata olan dille alakaldr. Bir dilin yeni düünceler elde etmeye elverili olmasnn imkann ise Öner, kelimelerin doru çarm yaptrabilmesinde görür. Dolaysyla bir kelimenin doru çarm yaptrabilmesinin o dile ait olmasyla mümkün olduunu, yabanc bir kelimenin ise ait olduu dil gerçek anlamyla bilinmedikçe, gerekli çarm yaptrp yaratc düünmeyi salayamayacan iddia eder.[7] Çarm konusu üzerinde Vygotsky de önemle durur. Vygotsky, kelimelerle oluturulan genellemelerin zihinde daha önce yer etmi baz kavram, ekil ve alglara atfta bulunacan ve bununla da kelimenin zihinde bir takm bilisel, duyusal süreçleri harekete geçireceinden bahseder.[8] Görülmektedir ki, kavramdaki nitelik, o kavram tayan kelimenin kapsama ve çartrma hazinesinin yetkinliinden süzülür.
Bilginin, bir hüküm ii olduuna, hükümlerin ise kavramlardan müteekkil olduuna, bununla birlikte, kelime ve kavram ilikisine deindik. Bilginin, yapta olan kavram tahlil ederken, onun iki yönü olduuna iaret etmekle birlikte sürecin bizi zaruri olarak dil-düünce ve zihin ilikisine getirdiine dikkat etmek gerekir.
Zihin, insann nazari yetisidir. nsan için fizik ve metafizik sahalarndan elde edilen verileri insani dile tercüme etmek suretiyle anlaml klar. Bu tercüme faaliyeti insann dna uzar ve yeniden balamak üzere içeride tamamlanr. nsan kendi dnda cereyan eden tüm olgu, olay ve varolanlar düünür ve insani dile aktard anda idrak eder. Bu düünme ve idrak faaliyeti ayn zamanda dilsel bir faaliyet olduu için dorudan dille alakal görünür. [9]
nsan, kendi dnda veya kendisine ilikin olan her eyden kaynaklanabilecek inanma ve duygulanma imkann kendisinde tar. Düünme, idrak etme, duygulanma ve inanma edimlerinin gerçeklemesi duyum, alg, hafza ve hayale baldr. Burada duyum, insann d dünyasna ilikin onun be duyusunun kapsama alanna giren varolanlardan elde edilen verileri toplayp insann iç dünyasna sunan yetisine, alglama ise bunlar imge ve tasavvurlara dönütüren yetisine tekabül eder. Yine hafza, insann dsal dünyasndan içsel dünyasna tananlar saklamay ve hatrlamay insana kolay klarken, hayal ise insan gerçeklemeyen, gerçekleebilecek veya gerçeklemeyecek olana dair ön tasavvurlar sunan yetisini seslendirir. Tüm bu etkinlikler esasnda zihnin ileyiine iaret eder. Zihnin ileyiinin gerçekletirilme imkan ise bu zeminde dile bal görünür. öyle ki, zihnin yaps ve ileyiinin merkezinde görünen dil, tüm zihinsel süreci düzenleyen, anlamlandran, muhafaza eden ve darya aktaran bütüncül ve canl yapy bize sunar. Zihnin ileyiinde söz konusu yetileri harekete geçiren, onlarn ilikilerini düzenleyen, bu güçleri darda tezahür ettiren, yatay ve dikey çerçevede muhafaza eden amil güç dildir. Düünceyi, duyumu, duyguyu, inanc ve hayali dil üzerinden okumak ve anlamak mümkündür. Kendisine zihnin ileyiinde yer alan edim ve unsurlardan birisinin sirayet etmedii bir dil bulunmaz.[10] O halde zihni yapnn ve ileyiin fenomenolojisini dil üzerinden anlamlandrmak mümkün görülür.[11]
nsann, idrak, irade, his ve hissiyat yetilerinin kendilerine ait bir ifadeyle tecessüm etmesi, öncelikle zihin, sonrasnda ise dille alakal hadise olarak okunabilir. nsann tüm yetileri el ele vererek birlikte kültür alann meydana getirir. O halde, kültür bilgiyle, bilgi zihinle zihin ise dille birlikte hayat bulur ve anlalr.
Dilden düünceye karlkl yollarn varlndan söz etmek mümkündür. Dil ve düünce ilikisini Yunanca logos, Arapça mantk kelimelerinin kapsam oldukça net ifade eder. Logos hem söze hem de akla iaret eder. Mantk kavramn ise Farabi, insanlarn makulleri idrak edebilecei kuvvete, insan nefsinde anlay ile hasl olan makullere yani iç konumaya ve aklda olan dile ile söylemeye iaret ettiini belirtir.[12] Zihnin doru ilemesi ve yetkin ürünler meydana getirmesi için iç ve d olmak üzere iki art dillendirebiliriz. ç art, düünmenin ilkeleri olarak karlk bulacak olan mantktr. Manta tüm insanlar birletiren sessiz dil olarak da bakmak mümkün görünür. Manta aykr olan önermelerin doru bilgiyi meydana getirmeleri düünülemez. O halde doru düünmenin imkan ve yollarn bize gösteren mantn bertaraf edilerek zihnin salkl çalmasndan söz edilemez. kinci art ise dsaldr ve bu art dorudan sözsel dille alakaldr. Bu ikinci art ise sözlü mantk olarak anlayabiliriz. Sözsüz dil olan mantk ile sözlü mantk olan dil birlikte birbirinin mütemmimleri olan dil ve düünce ilikisini meydana getirirler. Dil ve düüncenin shhati ise zihnin shhatini bize verir.
Söylediklerimizi tekrar edecek olursak, düünce ve idrak, sessiz dil ve sesli mantk çerçevesinde meydana gelir ve aktarlabilir. Vygotsky, konumann iki boyutundan söz açmtr. Ona göre konumann d boyutu ve iç boyutu vardr. Dsal boyut, kelimelerle, içsel boyut ise kavramlarla örülmütür.[13] Bu çerçevede bizler de yukarda sessiz dil ile sesli mantktan bahsetmi olduk. Bunlarn yanna bir de eylemlerin konumasn eklemek mümkün görünür. Aslna bakarsak hepsinin gayesi hakikate giden yolda anlam yakalamak, anlamlar birbiriyle ililendirmek, düzenlemek ve aktarmaktr. Anlam ise tüm süreçleri aslnda kendisinde birletirir. Onda duygu ve inanç kadar, hayal ve hafza da vardr, düünce kadar alg ve duyum da söz konusudur. O halde düüncenin içsel düünce olarak baladn, sözel düünceye dönüüp en sonunda da kelimeler vastasyla darya aktarldn ifade edebiliriz.[14]
Tüm söylediklerimizden zihnin (sözlü ya da sözsüz) dil olmadan ileyemedii çkm olur. Zira zihnin ileyiinin en önemli tavrlarndan birisi kukusuz düünce ve idraktir. Düünce dille yaar, dille düzene girer. Öte taraftan düünceden arndrlm bir dil, hayatiyeti olmayan bo bir kalp mesabesine düer. Dil ve düünmenin varlklar ve geliimleri dorudan birbirlerine baldr. Dil ve düünce ilikisi yukarda da üzerinde durduumuz ekilde, kavram ve kelimelerle kendisini ele verir. Kelime bir bakarz araç, bir bakarz amaç oluverir. Bazen bir sorun, bazen de bir çözüme dönüür. Bazen bir durum, bazen bir düünce, bazen bir duygu, bazen bir edim olur. Düüncemizi dile getirmek için bütün doa yardma çarlr, doru kelime bulunduunda her ey berraklar. Bunun yannda aclarn ve sevinçlerin de kayna büyük oranda onlar belirleyen kelimelerdir. Aclar dindirmek, azdrmak, sevinçlere sevinç eklemek veya çkarmak için bazen bir kelime de yetebilir.[15] Dil vastasyla zihinde oluan anlamlar kavrar, kodlar ve iletebiliriz. Zihin, kavramlar arasnda balar kurarak hükümlere ular. Bunlar arasnda çeitli ilikiler kurarak yapt çkarmlarla kavramlar yn olmaktan kurtarr ve düzene sokar. Kavramlar kelimelerle ifade edildii için bilgi de bakalarna aktarlma imkanna kavuur. Düünme de kavramlarla olduu için kelimeler düünceye yol göstermi olur.[16]
Dil ve düünce ilikisi esasnda çok daha derinlerde kök salmtr. Varlk, düünce ve dil ilikisi kendisini bize çok esasl ekilde hatrlatr. “Dili, varolann evi” olrak gören Martin Heidegger, insana ilikin kavramsallatrd “Dasein”n bulunduu iki dünya ile bize aslnda bunun ön imkanlarn göstermeye çalr. Dasein, dünyadan bir yönüyle akn bir yönüyle ona bal bir varolan olarak, sadece dünyay anlayan ve ona ekil veren bir varlk olmaktan ziyade ilgileriyle dünyaya yönelen, yeri geldiinde dünya tarafndan ekillenen ve varoluan cevval bir yapya sahiptir. Bu manada Heidegger, dünya ve insan arasnda etkileimlilik ve ilgililik ilikisinin var olduunu iddia eder. Dasein, önce “ilgi”siyle yöneldii çevreyle (Umwelt), daha sonra “iletiim”iyle yöneldii canl bir çevre (Mitwelt) ile etkileime girer. lk etkileim dünyas olan Umwelt bir bakma Dasein d olmak üzere varolanlar (Sein) kapsayan ve onun merkezinde oluan evrendir. Burada Heidegger, iki varolandan söz açar. Bunlar, -Zuhandensein -el altnda bulunanlar- ki zikrolunan kavramn karl bir alet olma özelliine ve dolaysyla ilevsellie sahip olmak ve bunun farknda olmak olarak belirir. Bir dier varolan ise -Vorhandensein-, -depo halinde bulunandr-. Bu iki var olan Heidegger, çekiç ve çekicin vurmasyla anlatmaya çalr. Çekiç ile karlamayan insan için o, henüz ilevselliini insana hatrlatan bir kavram olmaktan uzaktr ve depo halinde varolan olarak belirir. Ancak çekicin ne olduunu bilen içinse o çekiç kavram, ilevsellii kendisinde barndrd dahas bu ilevsellik ona yaklaan kii tarafndan bilindii için el altnda varolan olarak karmza çkar. Bir kii için el altnda varlk imkan ne kadar çoksa ya da tabir-i dierle, bir kiinin kelime ve kavram zenginlii ne kadar yetkinse o kii, varolana o kadar güçlü olarak nüfuz etmi, onu tanm olur. Varolana vakf olma derecesine göre ise kii yetkin bir Dasein olma imkanna kavuur.[17] O halde özetleyecek olursak, kii varolan tanmak için kelimelere ve kavramlara muhtaçtr. Ne kadar çok kelimesi ve ne kadar yetkin kavram varsa, varolan o kadar iyi ve yakndan tanm ve anlam olur. Kii varolan tanma yetkinlii nispetinde kendi yetkinliini ilan etmi olur. Tüm bunlar bir dil içerisinde, hassaten anadil içerisinde cereyan eder. O halde kiinin anadili ne kadar güçlüyse, o nispette varolan iyi tanm ve anlam olurken, varolan tanma ve anlama derecesi kiinin kendi yetkinliinin ön art olarak belirmi olur. Meseleyi daha anlalr klabilmek için anadil bahsi üzerinde biraz daha durmamz gerekir.
nsan, kültür dünyasn ina ederken, yap ta olarak kulland bilgisinin nitelii ölçüsünde kültürü ina etmi olur. Bilginin salaml ve shhati, bilgiyi meydana getiren kelime ve kavramn gücüne bal görünür. Kelime ve kavram ilikisinin ise mantk ve dil alanlarna bizi götürdüüne yukarda deindik. O halde bizler tüm bu ilikilerin hangi zemin üzerinde salkl kurulabileceine ilikin soruyu sormal ve bu soruya cevaplar aramalyz. Dil görüldüü üzere zihnin ileyiinin merkezi unsuruydu. Bununla birlikte dil, aslna baklrsa bütüncül bir yapnn en nitelikli mütemmim cüzüdür. nsanlar birbirinden ayran “ben”ler olduu kadar, toplumlar da birbirinden ayran, onlar farkllatran “ben”ler söz konusudur. Bu “ben”ler farkllk ilkesi olmakla birlikte aslna baklrsa bir rahmet iareti ve insanlk için zenginlik vesilesidir. Toplumun kendisini ayrt edici niteliklerini toplayan kurucu-bütüncül yaps o toplumun ‘ben’ini oluturur. Bir toplumun dili söz konusu ben”i oluturan en önemli unsurdur.
Toplum ‘ben’i ne kadar güçlü olursa, o toplumdaki insanlarn zihin ileyileri, bilgi elde etme kudretleri, dahas anlaml ve bütünlüklü kültürü ina etme imkanlar, zihni üretimin dar aktarm ve insanla sunduklar katklar o kadar güçlü olur. Toplumun ‘ben’i ne kadar güçlü olursa ferdi ve içtima uur arasndaki rabta o nispetle güçlü olur. Burada ferdi ve içtimai uurun irtibat ve birlikte topluma olan katksnn en canl ahidi anadildir.[18] Dil üzerinde dururken, onun toplum “ben”ine canl, bütüncül ve güçlü katksna dikkat etmek gerekir. O halde toplumdaki uurun tand anadil ile düünme, anadille duyma, hissetme, duygulanma, ferde hayatn kvamn ve heyecann yaatrken, onu toplumla ortak zeminde buluturur.[19] Anadille düünme faaliyeti yaratcla da iaret eder. nsanda hakim olan nazari çerçeve ana dilinin verdii dünya görüüdür, yabanc bir dilin dünya görüü içineyse insan tam giremez. Bu sebeple, manzara ona hiçbir zaman tam görünmez. nsan derin ve yaratc düünmeyi ancak hayat kaynaklar kendi mecrasndan koparlmam ana diliyle yapabilir.[20] Anadil ferdin “ben”i ile toplumun “ben”inin en esasl buluma imkanlarn sunarken, insann topluma yabanclamasnn panzehiri olur. Bununla birlikte toplumun “ben”inin gücü nispetinde ina olunan ortak zihnin, o toplum için kültür imkanlarnn kef merkezi olduunu da görmek gerekir.
Toplumlarn güçlü imkan ve tekliflere sahip olmasnda ilim ve tefekkürün barolü oynadn ifade edebiliriz. Güçlü toplumlar, sahip olduklar ilim ve tefekkürün vesile olduu gelimi bir teknolojiye ve üretkenlie sahip toplumlardr. Ancak burada üst düzeyde bir ilim ve tefekkürün ise ancak zengin ve gelimi bir dille mümkün olduunu görmek gerekir. Yukarda temas edildii üzere varolan, düünce ve dil arasndaki yaratc ve canl iliki bu anlamda oldukça deerlidir. Kii, sahip olduu dilinin zenginlii orannda varolana yaklaacak, ona nüfuz edecek ve dilinin sunduu imkanlar manzumesi içinde düünüp varolan tanyp tanmlaya gayret edecektir. Dilin zenginlii ise kukusuz kelimelerin nicelik anlamnda çeitlilii ve fazlal, kavramlarn ise nitelik anlamda derinliiyle alakaldr. Dier taraftan ilim ve tefekkür gelitikçe yeni kavramlar elde edilir ve bunlar ifade için yeni kelimelere ihtiyaç duyulur. Yeni kelimelerin bulunmas ise o dile daha yetkin ve zengin olma imkanlarn verir. Dil zenginletikçe düünme yetkinleir, düünme yetkinletikçe varolana nüfuz etme gücü artar. Varolan ne kadar iyi tannrsa, bu tanytan tezahür eden kültür ürünleri de o nispette kalite kazanr. Kültürün yetkinlii ise son tahlilde insana bahettii hayatn taml ve bütünlüünü meydana getirir.
Son olarak, bir sorumlulua iaret edelim. Bir dil yaps itibaryla gelimeye uygun olur da eer o dille ilim yaplmazsa, günlük ihtiyaçlar karlamakla yetindii için ilkel bir seviyede kalr. O halde anadilin ilmin nda gelitirip korunmas ve ona layk olduu deeri vermek milli varl ilgilendiren milli ve ahlaki bir görev olarak karmza çkar.[21] Zira ferdin ve toplumun kaynama imkann veren, toplum “ben”inin en özel ve önemli unsuru olarak görünen anadil, gücü nispetinde söz konusu kaynamann harc, insanla sunulan kültür unsurlarnn kalitesinin yetkin sorumlusu ve farkllkla meydana gelen zenginliin tefrik edici yetkinlii olur. Bir anadilin kendi tarihinden, hikayesinden ve hayat mecrasndan koparlmak suretiyle kadükletirilmesi, o dile yaplabilecek en büyük zulümdür ve dahi bu zulüm Türkçemizin bana gelmitir.
Kaynaklar:
Kala, M.E., nsandan Deere Deerden nsana, EskiYeni yay., Ankara, 2018.
Kala, M.E., “Zihnin Ontolojik Yaps Ve Zihniyet Baml Dilin “Ben” Ahlak”, Felsefe Dünyas Dergisi, say: 69, 2019.
Öner, N., Bilginin Serüveni, Atatürk Kültür Merkezi Yay., Ankara, 2018.
Öner, N., Dil Üzerine, Divan Yay., Ankara, 2013.
Öner, N., Felsefe Yolunda Düünceler, Akça Yay., Ankara, 1999.
Vendryes, Dil ve Düünce, çev. Berke Vardar, Multilingual, stanbul, 2001.
Vygotsky, L., Düünce ve Dil, çev. Burak Erdodu, Roza Yay., stanbul, 2018.
[1] Necati Öner, Bilginin Serüveni, Atatürk Kültür Merkezi Yay., Ankara, 2018, s. XV.
[2] A.g.e., s. XVI.
[3] A.g.e., s. 2.
[4] Muhammet Enes Kala, “Zihnin Ontolojik Yaps Ve Zihniyet Baml Dilin “Ben” Ahlak”, Felsefe Dünyas Dergisi, say: 69, 2019, s. 179; Necati Öner, Felsefe Yolunda Düünceler, Akça Yay., Ankara, 1999, s. 92.
[5] Öner, Felsefe Yolunda Düünceler, ss. 93-94.
[6] Kala, “Zihnin Ontolojik Yaps Ve Zihniyet Baml Dilin “Ben” Ahlak”, s. 180.
[7] Necati Öner, Dil Üzerine, Divan Yay., Ankara, 2013, ss. 23-24.
[8] Vygotsky, Lev, Düünce ve Dil, çev. Burak Erdodu, Roza Yay., stanbul, 2018, s. 9.
[9] Kala, a.g.m., s. 171.
[10] Kala, a.g.m., ss. 171-172; Öner, Dil Üzerine, s. 65.
[11] A.g.m., ss. 171-172.
[12] Öner, Dil Üzerine, ss. 62-66.
[13] Vygotsky, Düünce ve Dil, s. 9.
[14] Kala, a.g.m., ss. 178-179.
[15] Vendryes, Dil ve Düünce, çev. Berke Vardar, Multilingual, stanbul, 2001, ss. 31-32.
[16] Kala, a.g.m., s. 178.
[17] Muhammet Enes Kala, nsandan Deere Deerden nsana, EskiYeni yay., Ankara, 2018, ss. 64-65.
[18] Öner, Dil Üzerine, s. 33.
[19] Kala, a.g.m., ss. 181-182.
[20] Öner, Dil Üzerine, s. 33.
[21] Kala, a.g.m., ss. 181-182.
TYB Akademi 29 / Mays 2020 / 21. Yüzylda Türkçe
Yazar: Muhammed Enes Kala |
31-12-20 |
||
| E mail: tyb.org.tr | Tweet | ||