
| Kategori : İKTİBAS / Muhtelif Mevzûlar, Yazarlar, Yazılar | Okunma Sayısı: 705 |
Alev Alatlı son zamanlarda savaÅŸ târihinin dönüÅŸümlerine dikkât çekiyor. Fetihçi savaÅŸlardan SoÄŸuk SavaÅŸ’a; oradan da “tecritçi” olarak nitelendirdiÄŸi yeni bir savaÅŸ çeÅŸidine geçiÅŸler olduÄŸunu vurguluyor.
Yeni savaÅŸ çeÅŸidi olarak “tecritçi” savaÅŸ top ve tüfekle yapılmıyor. Hedef alınan ulus devletler dünyâ kamuoyunun gözünde “günahları üzerinden” ifÅŸâ ediliyor. İkinci olarak mahkûm ediliyor, gözden düÅŸürülüyor, iliÅŸkisizleÅŸtiriliyor ve yalnızlaÅŸtırılıyor. Nihâî aÅŸamada ise ağır yaptırımlar devreye sokuluyor. Bunlar daha çok, mal ve hizmet dolaşımını kısan, sermâye akışını engelleyen, ağır ambargolarla iÅŸleyen ekonomik hamleler. Beklenen ise hedefe konulan iktidârların, bilhassa güçlü liderlerin tasfiye edilmesi. Yerine gelecek olanlar ise, kulak memesi kıvamına getirilmiÅŸ olan, dünyâyla yeniden entegrasyon programlarını hayâta geçirmesi istenen, yâni patronlarının sözünden çıkmayacak olan “demokratik” lider ve kadrolar..
Åžimdi, “canım SoÄŸuk SavaÅŸ devrinde de bu tarz söylemler devrede deÄŸil miydi?” denilebilir. Hemen cevâp verelim; pek de öyle deÄŸil. Evet SoÄŸuk SavaÅŸ devrinde ideolojik bir savaÅŸ mevcuttu. “Hür Batı” rolünü oynayan devletler Sovyet Bloku’nu “kitleleri baskıya idâre eden rejimler” olarak târif ediyor ve bu noktadan hareketle çeÅŸitli kampanyalar yürütüyordu. Lâkin bu suçlamalara karşı Sosyalist Kamp’ın da söyleyecekleri vardı. Onlar da Batı’yı “hürriyet” perdesi ile gizledikleri “kapitalist-emperyalist günahlarıyla” teÅŸhir ediyor ve karşıt kampanyalar geliÅŸtiriyorlardı. Buna ilâveten, Sovyet Bloku içinde yer alan “Hür Dünyâ“ taraftarları; buna mukabil de Batı Bloku içinde yer alan güçlü Komünist Partileri mevcuttu. Hâsılı, güçlerden birisinin yekdiÄŸerini tecrit edebilecekleri bir durum mevcût deÄŸildi. Mücâdele baÅŸabaÅŸ devâm ediyordu.
SoÄŸuk SavaÅŸ sonrasında, “sosyalist olmak, kapitalist olmak” gibi ikilikler tekmil tasfiye edildi. KüreselleÅŸme denilen süreçte kapitalizm tek dünyâ sistemi olarak kabûl gördü. HoÅŸ, defâlarca iÅŸâret ettiÄŸim gibi bu her zaman böyleydi. SoÄŸuk SavaÅŸ bize tek olan bir varlığı “çift görme” gibi bir bulanıklık bahÅŸetmiÅŸti. Sosyalist Kamp zannettiÄŸimiz dünyâ, kapitalizmin bir çeÅŸitlemesi olan devlet kapitalizminden baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildi. SoÄŸuk SavaÅŸ bitince görüÅŸümüz en azından düzeldi. Ama kapitalist sistem tekillik üzerinden bir dünyâ iÅŸbölümü kuramazdı. Âcilen bir düÅŸman bulunmalıydı. Uygarlık Çatışması tezleri, “İslâmcı terör” üzerinden yükselen İslâm karşıtlığı, SoÄŸuk SavaÅŸ devrinde “düÅŸman” olan Sovyet tehdit ve tehlikesinin yerini aldı. DoÄŸrusu ben de hayli bir uzun zaman boyunca, bunun sistemin bir zaafını oluÅŸturduÄŸuna hükmeden deÄŸerlendirmelerin yanında yer aldım. İran, kapasite olarak hiçbir zaman Sovyetler’in yerini dolduramıyordu. İslâmî terör kaynakları olarak iÅŸâret edilen yapıların varlığı ise “bir düÅŸmân edinme “sürecini bulanıklaÅŸtıran geliÅŸimler gibi geliyordu bana. Artık sermâyenin yeni çekim merkezi olan ve orak-çekiçli bayraklarının altında kapitalizmin âdeta dibini bulan Çin’e ne diyecekler ki diye düÅŸünüyordum. Artık o kanaâtte olmadığımı îtiraf etmeliyim. Bunun, çâresizlikten kaynaklanan, alelacele yapılan zaaflı bir iÅŸ olmaktan ziyâde bilinçli bir tercih olduÄŸunu ve ince bir mühendislik üzerinden yürütüldüÄŸünü artık görebiliyorum.
Ne bekliyorduk ki? Asır bir belirsizlik asrıydı. Klâsik mühendislik gerilemiÅŸ ve belirsizlik sosyolojisi ile berâber bir belirsizlik mühendisliÄŸi yükselmekteydi. Belirsizlik bir dezavantaj deÄŸil, tam aksine bir fırsat, hattâ avantaj olmaz mıydı? Evet, sorulması gereken sorular bunlardı. ABD’nin Çin’i veyâ Rusya’yı neler ile suçladığına bir bakmak tabloyu net olarak ortaya koyuyor. Çin’e doÄŸrultulan suçlamaların en baÅŸta geleni “endüstri ve teknoloji hırsızlığı”. “Otokratik olmak” buna âdeta sos döküyor. Rusya mevzubahis olunca Çin’deki sos bizzât yemeÄŸin kendisi oluyor. Putin “Yeni Çar” olarak târif ediliyor. Çin liderine “hırsız” diyenler, Putin’e “kâtil” diyor. “Yeni Osmanlı” “Saray sâhibi” ErdoÄŸan’a gelindiÄŸinde ise günah hânesi kabarıyor. Hırsız, despot ve İslâmcı radikal suçlamaları peÅŸi sıra yükseliyor. DüÅŸmanlıklar eskiyince iÅŸlev görmez hâle geliyor. İran bu sebeple devreden çıkarılıyor. Türkiye hızla bir zamanlar İran’ın yerine konuluyor.
Artık elimizde bir günah cetveli var. Bu cetvelde “otokratik olmak”, dinsel obskürantizm” ,”çevre duyarsızlığı” ,“hırsızlık”, “cinsiyet ayırımcılığı”, ”kara para aklamaları”, “narko aÄŸda yer almak”, ”çocuk istismârı”, bunun da son halkası olarak “çocuk asker kullanmak” gibi temel baÅŸlıklar var. ABD’nin bu cetveli çalıştırarak yapmak istediÄŸi bir tecrit savaşını yürütmek. Bu açık. Tecrit savaşını karşılamanın yolu ise bu suçlamaları yok saymak deÄŸil. Kararlı bir ÅŸekilde bu cetveli etkinsizleÅŸtirecek adımları atmak. Daha genel olarak ifâde edecek olursam, bu saldırıları karşılamak için gerekli kurumsal ve ekonomik tâzelenmeyi saÄŸlamak. Suçlamaları yapanlarının elini boÅŸaltmak.. Tabiî ki sonuna kadar direnmek.. Bu savaşın acıması yok çünkü…
Yazar: Süleyman Seyfi Öğün |
05-07-21 |
||
| E mail: yenisafak.com | Tweet | ||