HALEB'E DÖNÜÞ

Halep, 12 Aralýk 2016'da Rus ve Ýran destekli Esed ordusu tarafýndan düþürülmüþtü. Üzüntümüz hadsizdi. 30 Kasým 2024'te geri alýndý.

YET- KERME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadýkça Yahudiler de Hrýstiyanlar da senden asla hoþnut olmayacaklardýr.
Bakara, 120.
HADS- ERF
Dünya tatlý ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kýlacak ve nasýl davranacaðýnýza bakacaktýr. Dünyadan ve kadýnlardan sakýnýn.
Müslim, Rikak, 99.
SZN Z
"Her kim selefin bilmediði bir amel icad ederse, Peygamber'in risalete ihanet ettiðini iddia etmiþ olur. Çünkü din tamamlanmýþtýr (Maide, 3) O gün din olmayan þey bugün de din deðildir."
Ýmam Mâlik
Kategori : ÝKTÝBAS / Muhtelif Mevzûlar, Yazarlar, Yazýlar
Okunma Says: 958
Yazar: D. Mehmet Doðan
Ýki hayatî savaþ, iki büyük þiir: Çanakkale Þehidlerine ve Sakarya Türküsü

ki hayatî sava, iki büyük iir: Çanakkale ehidlerine ve Sakarya Türküsüki hayatî savatan birincisi Çanakkale. Birinci Dün­ya Harbi’nin vitrin sava.

O zamanki dünya hâkimi ngiltere’nin açt fla (gösterili, çarpc) cephe. Önce dünyann en büyük donanmalar, sonra en güç­lü ordular Çanakkale’yi geçmeye çaltlar.

Çanakkale geçilse stanbul düecek...

Osmanllarn sultan, türklerin hakan, müslümanla­rn halifesinin bakenti dümann eline geçecek. Bu Devlet’in sonu demek, müslümanlarn atf merkezi­nin tamamen çökertilmesi demek.

Bu savan iirini Mehmet Âkif yazd. Âsm’da yer alan parça destanî (epik) iirin emsali görülmemi örnei. iir olarak da aheser olduundan üphe yok. Meh- med Âkif’in “ruhunun vahyi”ni duyarak yazd iir, il­hamn ulaabilecei ahika.

 

kincisi Sakarya. 15 Mays 1919’da zmir’e çkan Yunan askeri 1921 yaznda Eskiehir’i geçmi, An­kara topraklarnda ilerliyor. Sivrihisar o zaman Ankara’ya bal. Top sesleri Ankara’dan duyuluyor. TBMM’nin Kayseri’ye tanmas için harekete geçili­yor. Ankara’nn dümesi demek dümanla mücadele azminin büyük ölçüde krlmas demek. Ankara yal­nz Türkiye’nin emperyalimle mücadelesinin merke­zi deil, bütün slâm âleminin istiklâl mücadelesinin “karargâh- umumi”si olarak görülüyor.1 Sakarya muharebeleri o zaman bir köy olan Polatl civarnda cereyan ediyor.

“Çanakkale ehidlerine” diye bilinen bu aheser iiri Mehmet Âkif sava devam ederken zihninde tayor ve zafer haberini yol arkada Tekilat- Muhsusa Reisi Kucuba Eref’den duyunca Çanakkale’den binlerce kilometre uzakta, Hicaz de­miryolu hattnda bir tren istasyonunda, El Muazzam’da, bir gecede hçkrklar için­de yazyor. “Allahm bu iiri yazmadan canm alma” diye dua ediyor...

Bir kâbusun, ferdiyet adna deil; bir millet adna, bir din adna duyulan yok olma hissiyatnn yerini zafer heyecanna brakmas iirin bütününde farkediliyor.

“u boaz harbi nedir” diye balyan iir çok canl sava tasvirleri ihtiva ediyor. Sa­van mahiyeti, dümann büyük sava teknolojisi, dünyann her tarafndaki sö­mürgelerden toplanm asker kalabal ve her eye ramen tevhidi kurtaran as­kerin kahramanl Mehmed Âkif’e Bedr’i, Klçarslan’, Selahaddin’i hatrlatyor.

Bedr islâmn ilk harbi. Varlk yokluk sava.

Klçarslan haçllar Anadolu’da durduran kahraman.Anadoludaki tarihimizin ke­sintiye uramamasn salyor.

Selahaddin Kudus’ü igalden kurtaran büyük kahraman. O yüzden “arkn en sev­gili sultan.”

Çanakkale’de savaan asker kanyla tevhidi kurtaryor ve Hz. Peygamber’in kucak açt bir ahsiyet olarak övülüyor.

Mehmed Âkif iiri savan scanda yazyor ve bu zaferin dourduu gelecek ümi­dini ifade ediyor.

Çanakkale’yi görmeden destann yazd,

Sakarya’y yaad, fakat yazmad

Mehmet Âkif Millî Mücadele’nn balangç safhasnda davet üzerine “slâm airi” kimlii ile Ankara’ya geçti, Anadolu’nun ihtilafl bölgelerinde, cephelerde dolat; halk slâm bomak isteyen emperyalizmle mücadeleye çard. Sakarya Sava srasnda Ankara’y terk etmeyenlerdendi.[1] [2]

Sakarya muharebelerinin top seslerini Ankara’da duydu, fakat Sakarya’nn iirini yazmad.

Ankara’da yazd stiklâl Mar, Çanakkale ehidlerine iiri ile ayn zeminde yazl­m bir iir ve bir kimlik tanmlamas. Mehmed Âkif onu mecbur kald için yazd. Yazdnda Milli Mücadele’nin elle tutulur bir baars sözkonusu deildi, aksine Yunan kuvvetleri Bat Anadolu’da ilerliyordu. Millî Mücadele’nin kazanlmasnda bu metnin de paynn olduunda üphe yoktur.

stiklâl Mar’nn kabul edildii 1921 ylnn mart ay, Yunan kuvvetlerinin taarruza geçtii bir dönemdir. 23 martta Yunan ordusunun Bursa ve Uak cephelerinde ile­ri harekat balamtr. 25 martta Sapanca’y, 26 martta Adapazar’n igal etmi­ler, 27 martta nönü’ye taarruza geçmiler, ertesi gün, Kanlsrt ve Metristepe’yi ele geçirmilerdir. Bu skntl zamanda BMM’nin Muhafz Taburu Bat Cephesi’ne sevkedilmitir.

Hâkimiyet-i Milliye’nin 28 mart nüshasnda, birinci sayfann sol alt köesinde, üç sütun üzerine “Cebhelerde kahraman mücahidlerimize” bal altnda Mehmed Âkif’in Berlin Hatralar iirinin bir bölümü yaynlanmtr. Bilindii üzere, Meh- med Âkif bu iiri, Çanakkale muharebeleri devam ederken yazmtr. iirin birin­ci bölümünde cephelerde savaan, alnlar dine en son istihkâm olan büyük mü- cahidlerden sebat kesmemeleri, sonuna kadar mücadele etmeleri istenmekte, “korkma” diye balayan ikinci ksmda ise, savaan askerlerin, büyük mücahidle- rin cevab iirletirilmektedir.

Huda rzas için ey mücahidini kiram

Huda rzas için ricat etmeyin

-Korkma

Cehenenem olsa gelen gösümüzde söndürürüz Bu yol ki Hak yoludur, dönme bilmeyiz yürürüz Düer mi tek ta sandn harim-i namusun

Meer ki harbe giren son nefer ehid olsun

Deil mi cebhemizin sinesinde iman bir, Sevinme bir, ac bir; gaye ayn, vicdan bir, Deil mi ortada bir sine çarpyor...Ylmaz.[3] *

Cihan yklsa, emin ol bu cebhe sarslmaz.[4]

Sakarya Zaferi, Anadolu’daki mücadelenin dönüm noktasdr.

Millî Mücadele’nin deien muhtevas

Millî Mücadele güçlü bir dinî muhteva zemininde balatld ve sürdürüldü. Meclis’in açlndan, yürütücülerin beyanlarna kadar bunu biliyoruz. Sakar­ya muzafferiyetinden sonra bu zemin deitirilmeye baland. “slâm kyamnn karargâh umumisi” olmak yerine Anadolu’nun mücadele merkezi olmakta karar klnd. Büyük Millet Meclisi Türkiye Büyük Millet Meclisi oldu. Mehmed Âkif bu zemin deiikliini bata çok fazla önemsemediyse de kuvvetli önsezileri, Millî Mücadele ile ilgili iir yazmasn engellemi olmaldr. Çünkü savan sonunda, 1920’lerin dünyasnda o zamann büyük gücü, dünya patronu sömürge impara­torluu ngiltere’nin gölgesinde yeni bir devlet yaplanmas sözkonusu oldu.

Osmanl iddialarn, slâm âleminin öncülüünü terk edip küçük ve etkisiz bir dev­lete mecbur kalmak ve bunun düünce zeminini oluturmak farkl uygulamalar, iddetli basklar getirdi ve Mehmet Âkif bu süreçte vatanndan ayrlmak zorunda kald. Vefatna yakn günlere kadar...

Mehmet Âkif Sakarya’nn iirini bu krlmlkla yazsa idi, Necip Fazl’la benzer ey­ler söyler miydi?

iirlerine bakarak diyebiliriz ki, söylerdi.

Vicdan azabna e kayna kayna Sakarya.

Öz yurdunda garipsin, öz vatannda parya!

Sakarya Türküsü’nün en mehur beyitlerinden birinde tarif edilen ruh hâli, Meh- med Âkif’in bir çok iirinde çeitli suretlerde ifade edilmitir. Müslümann garip­lii, kendi vatannda bile hor görülmesi onun iirlerinde önemli bir yer igal et­mektedir.

Müslüman yurdunu her yerde felaket vurdu...

Bir bu topraklar kalyor dinimizin son yurdu!

(Süleymaniye Kürsüsünde)

Ezanlar sustu.Çanlar inletip durmakta âfâk.

Yazk: arkn semasnda hilâlin geçti irak.

Geçenler varsa slâmn u çinenmi diyarndan; u yüz binlerce yurdun kanl, zâirsiz mezarndan.

Vatansz, hanümansz bir garibim.Mülteca yok mu

(Hakkn sesleri)

Haykr! Kime, lâkin? Hani sahipleri yurdun?

(Hüsran-Gölgeler)

Görünmez âina bir çehre olsun rehgüzarnda

Ne gurbettir çöken slâma slâm’n diyarnda?

(1918-Umar mydn?-Gölgeler)

Elbette, Sakarya Türküsü’nde bu hissiyat anlalr klan baka temalar da vardr.

imdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu ân;

Kehkeanlara kaçm eski güneleri an!

Msralaryla balayan ve

Mermerlerin nabznda hâlâ çarpar m tekbir?

Bulur mu deli rüzgâr o seday: Allah bir!

beytiyle tamamlanan bölüm, Mehmed Âkif’in Süleymaniye Kürsüsünde iirinde yer alan u msralaryla karlatrlabilir:

Donanma, ordu yürürken muzafferen ileri, Üzengi öpmeye hasretti Garbn elçileri!

O ihtiam elinden niçin braktn da,

Bugün yatp duruyorsun ayaklar altnda

Necip Fazl’n Sakarya Türküsü iirinin duygu atmosferi, en çok da Mehmed Âkif’in Âsm’da yer alan “Zulmü alklayamam, zalimi asla sevemem/Gelenin keyfi için geçmie kalkp sövemem..." msra ile balayan bölümüne denk düer.

Bir öncü air: Mehmed Âkif

“Sakarya Türküsü’nde Necip Fazl büyük ölçüde Mehmet Âkif gibi konuuyor”, di­yebiliriz!

Mehmed Âkif kendisinden sonra düünce iiri yazan herkeste derin izler brak­mtr. Bu Nâzm’da, Yahya Kemal’de hissedildii gibi, Necip Fazl’da da hissedilir.

Diyebiliriz ki, hissiyat ve tefekkür itibaryla Mehmed Âkif’in brakt yerden Ne­cip Fazl balamtr.

Genç yalarda air olarak öhret yapan Necip Fazl’daki deiimin yönlendiricisi, 1933 ylnda tant naki eyhi Adülhakim Arvasi’dir. Fakat 1938’e kadar bu tesir çok fazla hissedilmedi veya da vurulmad.

1920’lerin banda yaynlad iirlerle ve 1930’larda yazd hikâye ve oyunlarla edebiyat sahasnda kendini kabul ettiren Necip Fâzl, daha çok 1940’lardan sonra fikrî faaliyetlerin içinde oldu.

Necip Fazl, iirden fikre, aksiyona geçiini 1941 ylnda kendisiyle yaplan bir mü­lakatta u ekilde açklamaktadr:

“Bilhassa saf fikir ve ideologya cephesiyle zayf olan memleketimde beklenen bü­yük sanatkârn, bütün bu ubeleri dolduracak mikyasta heyula gibi bir insan olma­s lâzm geldiini anladm. Bu iktidar kendimde asla görmemekle beraber, mem­lekette ‘büyük sanatkâr’n misyonu bu olduuna inandm. Ben de muhteris bir sanatkâr olmak itibaryla bu misyonu kahramanca kabul etmeye ve bu uurda sa­vamaya karar verdim. Bunun için her eyden evvel yepyeni bir dünya görüü ve cemiyet sistemi telakkisi lâzmd. Günü geldii zaman mücadelem görülecektir. Bu telakkinin ismini “Büyük Dou” koydum: Asyac, Avrupa’ya yalnz müsbet ilim­leriyle tarafdar, ruh kutuplarn Asya kaynaklarnda aramak ve Avrupa’ya tatbik etmek dâvasnda Allahl, ahsiyetçi; faizm, komünizm ve liberalizm düman ve mülkiyette tahditli (fakat komünist deil) bir telakki... Zamannda hayatm dahi bu uurda vererek, dâvam örgületirmeye çalacam. Bunu bitirdikten sonra kendi­mi saf iire vereceim. Kendi ruhumun ve kafamn iklimini kurduktan sonra, yalnz onun duygularn temsil eden iire çalmaktan baka gayem yok.”[5]

Necip Fâzl bu mülakatta sözünü ettii mücadele yolunda ilk adm 17 eylül 1943’te ilk saysn çkard “Büyük Dou” mecmuas ile att.

Necip Fazl o zamana kadar Mehmed Âkif gibi, Tevfik Fikret gibi düünce iiri, sos­yal iir yazanlara mesafeli idi. Fikir mücadelesinin balangç döneminde de bu tu­tum fazla deimedi. Tutum deiikliinin hissedilmedii dönemde dergisinde edebiyat mahkemeleri kurdu, mahkeme ettii üç air Tevfik Fikret, Yahya Kemal ve Mehmed Âkif idi.[6]

Tevfik Fikret’in fikir uyumazlndan ötürü, Yahya Kemal’in yaayan öhretli bir air olarak hedef seçildii düünülebilir. Mehmed Âkif’in 3. Mahkeme’nin konusu yaplmasnn daha karmak saikleri aranmaldr.

Necip Fazl bu mahkeme yazlarnda, hem müddei (savc), hem hâkim, hem de ehl-i vukuf (bilirkii) olarak konumakta ve hüküm vermektedir.

Hâkim Mehmed Âkif’e “Savc, hakikate aykr olarak air sayldnz, bu öhre­tin incelenerek hakikatin ortaya çkarlmasn ileri sürüyor. Ne dersiniz?” sorusu­nu sorar. O da “Safahatmda eer iir aryorsan arama” cevabn verir. Ardndan amme ahitlerinin dinlenmesine geçilir. Fuat Köprülü, Agâh Srr Levend ve Abdul­lah Tansel’in görüleri daha önce yazdklarndan aktarlr.

Bu ahitler dinlenildikten sonra, savc mütaleasn bildirir:

“- Çok iyi tandnz Mehmet Âkif hakknda gerek imdiye kadar basl olarak ile­ri sürülen düünceler, gerek burada söylenenler, hemen istisnasz, bir noktada it­tifak ediyor: Âkif air deildir. Bunu evvelâ kendisi söylüyor, sonra da eserleri... Bir takm manzum nesirler yazm, tasvirler yapm, hikâyeler anlatm, vaazlar vermitir. Kendini zorlaya zorlaya, manzum istida dahi kaleme almtr. iirinde­ki (realizm) telâkkisinin ise müstehcenden farksz olduu görüldü. Üstelik, baz ahitlerin iddias hilâfna, aruza hâkim deil, mahkûmdur. Nasl Mehmet Emin’in manzumelerinde hece vezninin tkrts her eyin üstüne çkarsa, Âkif’in manzu­melerinde de aruzun takrts düünceyi de, dier unsurlar da bastrr. iir gibi görünen msralar ise tercüme veya farknda olmadan bakasnn sözlerini tek­rarlamadr. O da Fikret gibi (atletik) seciyelerin (izofreni)ye müsait yaps ica­b, asla fiiliyata intikal edemiyerek nihayet ‘iki damla göz ya’nda karar klar.”

“Geriye (ideolog) taraf kalyor. Bu temayül, Âkif’te uurlu bir görüün mahsu­lü deildir. 1908’den sonra balar. Kör bir evkle pelerine takld Abduh ve Afganî’yi tercüme etmekle kalr. slâm birlii fikri onda milliyet fikrini unutturamaz:

....... Kalk baba, kabrinden kalk

Diriler komad imdadna, sen bari yeti...

Arnavutluk yanyor, hem bu sefer pek müthi!

der. deolocya alannda (aksiyon) dan mahrum, muayyen bir snfn menfaatlerine bilmiyerek âlet mevkiindedir. Hakikî (idealist)in sonuna kadar mücadele (karakter) ine onda rastlanmaz. Bilâkis, fesini çkarmamak için Msr’a kaçmay tercih eder. O da Fikret gibi, cemiyet karsnda bedbindir, küser. çtimaî fayda prensipine ge­lince... Zaman itibariyle, faydaclk prensibiyle Tanzimat devrinin zihniyetine dön­mü olan Âkif’in cemiyete telkin etmek istedii fikirler o devirde cemiyete hiç fay­das görülememi fikirlerdi. Osmanl mparatorluunu tekil eden unsurlarn milli­yet ve kavmiyet feryatlariyle bayrak açtklar bir devirde onlara, kendi cinslerinden olmyan bir din memuru etrafnda birlemek tavsiye ediliyordu. Cemiyetler tari­hinde ileri bir merhale temsil eden milliyet fikriyle kprdanan ve çoktan parçalan­m olan Osmanl camiasn slâm birlii gayesiyle kalkndrmaa çalmak, ‘ittihad anasr’ siyasetinden pek de farkl olmyarak, nehri tersine aktmakt. Nitekim ta­rih, bu görüün ksaln ispat etti: Araplar, Arnavutlar, Hintliler, Afganllar, Msrl­lar ayr birer devlet yolundalar. ddia makamnn görüü budur.”

“Hülâsa: Mucip sebeplerinin istendii kadar tafsil edilebileceini temin ederek, Mehmet Âkif’in kuvveti diye ileri sürülen her noktann, onda birer zaaf tekil et­tii iddiasndayz. Bu itibarla kendisinin baaramad, tahakkuk ettiremedii bir (idealizm)e salik görünerek âmme efkârn aldatmak, air olmad halde edebiyat tarihlerine girmek suçlarndan dolay adnn iir sahasndan ihracna, (idealist)lik, payesinin ref’ine karar verilmesini talep ederim.”

Mehmed Âkif savcnn mütalaasndan sonra hâkimden bir nebze “tevsii tahkikat” (tahikatn geniletilmesi) talebinde bulunur.

Müdafaa ahitleri olarak Cenab ehabeddin, Süleyman Nazif, smail Habip, Hakk Süha, Yakup Kadri çarlr.

Savc da Nurullah Ataç, ükûfe Nihal, Sabiha Zekeriya Sertel, Zekeriya Sertel’in çarlmasn ister.

Mehmet Âkif söz alr: “- Lehimdekilerle aleyhimdekilerin, yalnz ve yalnz bizde gerçek tenkit olmadn gösteren, istinatsz, insicamsz, miyârsz, mihraksz sözlerinden sonra, herey yük­sek mahkemenizin hakkaniyet duygusuna bal kalyor. Bu duyguya bir mesned tekil etmek üzere, benim ne yaptm ve ne yapmak istediimi, hem zarf ve hem mazruf cephesinden iyice takdir mevkiinde bir ahsiyetin dinlenmesini istiyorum. Hem benim iman ve mefkuremin, hem de saf iir ve sanatn mahremiyetine nüfuz edebilmi olduuna inandnz bir selâhiyet istiyorum.”

Hâkim, iki tarafndaki âza ile söyletikten sonra karar açklar: “Mahkeme, san­n talep ettii ölçülere malik bir selâhiyet olarak (Büyük Dou)cu Addemez’den, “vukuf ehli” sfatyle bir rapor istemee karar vermitir.”

Addemez, malum olduu üzere Necip Fazl’n müsteardr.

Addemez’in raporu Necip Fazl’n deerlendirme zeminini bütün açkl ile orta­ya koyar. Bu arada ahsna biçtii rolü de ifa eder:

“Mehmet Âkif, ne kendisini sevenlerce, ne de kendisinden tiksinenlerce anlala­bilmi bir ahsiyettir. Cephelerden ikisi de, mümkün olduu kadar kaba ve s bir intiba; ister müsbet, ister menfî, son derece basit bir infial planndadr. Onu se­venler, Müslümanla kar ya kendilerine göre bir ballklar bulunan, yahut hiç­bir aykrlklar bulunmyan; ve ahsiyet, hâlisiyet, asliyet cevherlerini, üzerlerin­de hiçbir murakabe ve çile geçirmeksizin insiyakî olarak benimseyen ve umumi­yetle (kolay) ve (ucuz)a hayran olan iyi niyetli kimselerdir. Onu sevmeyenlerse, se­venlerin (kolay) ve (ucuz)undan namütenahî aa bir (kolay) ve (ucuz)la Yirmin­ci Asr moda yobazlklarndan herhangi birine mensup ve sadece Müslümanla olan hnçlarndan Âkif’e gerilik, eskilik, adilik ve küçüklük isnad eden kötü niyet­li zavalllar...”

Addemez’e göre, Mehmed Âkif müslümanl derin, girift, saffet, hakikat ve es­raryla kavrayamad gibi, saf iir ve sanat da üstün bir sese ulatramamtr. Mehmed Âkif müsbet bir Tevfik Fikret’tir. Orta halli bir aksiyon adamdr.

“Bu bakmdan Fikret’i idam sehpasna götürecek müessir, Âkifi ziyafet sofras­na davet edebilir; fakat Âkif in bu sofradaki istihkak bir onba taynndan faz­la deildir. Nüfuz bir olduuna göre, hem slâma, hem de iire nüfuz bakmn­dan sadece bir onba tayn... Nitekim Tevfik Fikret’in cezas da, büyük hakika­tin kutbundan kopmu ve kaym, (General) rütbesinde ileri bir mütefekkir ve sanatkâra mahsus deil, kaçak ve küçük bir onbaya göredir. Biri (menfî)nin, öbü­rü (müsbet)in bu iki onbas, devirlerinin her sahada kukla oyunculuu kadrosu­na giren çkartma kâd inklâblar içinde dâvalarn tutanlarca, yahut onlar bir dâva sahibi farzedenlerce (Mareal) rütbesinde görülmütür. Âkif’de slâmi ha- kikatlarn mücahidi olarak biricik kuvvet, heyhat ki, bu mücahidliin istinat ede­cei nâmütenahî devreye ve girift, nâmütenahî geni ve kesif idrak temelinden ziyade, makûs taraftaki müthi sathîlik, sahtelik, köksüzlük, gerçeksizliktir....Hal- buki, karanlk yüklü kalblerde bütün pancurlarn ve kaplarn kapam ve ­n maskelemi bulunan slâm, (aksiyon) ve mücahede safhasnda, hem dostla­r ve hem dümanlarnca, Mehmet Âkif’de tecelli ettii kadar sanlmtr. Bu, ne hazin bir anlayszlktr!.. Âkif’te, slâmn içi, ruhu, bâtn olan ve iir ve sanat­la beraber bütün eya ve hâdiselerin gizli anahtarlarn saklyan tasavvufî idrak ve mizaçtan eser bile yoktur. Akif’in, slâmdan, zahir plânnda görebildii de, eyh Abduh ve Cemaleddin Efganî’nin rehberliine bal, maalesef bir çkmaz so­kak istikametinden baka birey deildir. Yüksek mahkemenize kar sadet endi­esini kaydetmek korkum olmasayd, eyh Abduh ve tâbilerinin slâmiyete tat­bike kalkt gençlik ve asrîlik asndan, ebedî gençlik ve zindelik kayna­nn ne kadar münezzeh olduunu belirtir; ve dolaysiyle dâvann, slâmiyeti ol­duu gibi oldurmaktan baka bir ey olmadn ve ite bu ‘olduu gibi’yi asr­lar boyunca nasl anlyamadmz göstermee çalrdm. te bütün ölçü: slâmiyetin aslda slaha ihtiyac yoktur; bizim aslda idrake ihtiyacmz vardr.” “Bundan Öteye air Mehmet Akif, slâmn, büyük duygu ve düünce çilesi içinde pimi üstün sanatkârlar olan Lebid, bni Farz, Sadi, Hâfz, Süleyman Çelebi, eyh

Galip gibi örneklere nisbetle bir kaburga kemiinden daha küçük bir parça; fakat nazm tereyandan kl çeker gibi meramna uyduran, gerçekten dilini en evvel sa­delie ve hayata ulatran, telkin iklimlerine asla sokulmakszn usta tebli reçete­leri yazan bir ‘münevver’dir. Sras gelmiken kaydedelim ki, büyük iir, tereyan­dan kl çekercesine kolaylk göstermek deil, tereyandan kl bile çekememecesi- ne bir zorlua ve kekemelie dümek iidir.”

Addemez anlayn öyle özetler:

“Her eye ramen Mehmet Âkif, bütün bir sahte gidi içinde, o sahteliin sade­ce sahte olmyarak ayn kratta bir aksülâmeli halinde, hem mefkuresi ve hem san’atiyle, hakk verilememi bir hakikilik, aslîlik ve hâlislik örneidir. Bu bakm­dan, onu, hakkn verememi de olsa gününün biricik büyük (aksiyon) plânna ge­çebilmi ve bu plânda gerçekten ahlâkl ve feragatli bir kahraman hayat yaam, fakat ayn yolun bekledii gerçek kahramanlarn gerçek vasflar önünde mahcup kalm kabul edebiliriz.”

Mehmet Âkif’le ilgili savcnn mütalaas Necip Fazl’a ait olduu gibi, bilirkii ola­rak da asl söylemek istediklerini ortaya koyar. Burada dikkat çekici husus, Ne­cip Fazl’n Mehmed Âkif’le fikir ve tavr ayrldr. Mehmed Âkif ve Merutiyet islâmclar, tasavvufa kardr veya tasavvufa mesafeli dururlar. Bu yaklamlarnda Cemaleddin Efgani ve Abduh’un etkili olduu düünülebilir. Mehmed Âkif’in po­zitivizm asr olan 19. Yüzyln sonunda doduunu, resmi olarak pozitif ilimler ö­retilen bir yüksek öretim kurumunda tahsil gördüünü hatrlarsak, onun aklilie, sanatta realizme ve natüralizme yönelmesinin saiklerini kefedebiliriz. Bu çerçe­vede Mehmed Âkif tasavvufa uzak durmutur. Fakat çevre ilikilerinde çok sayda mutasavvfla beraber olduu, bilhassa son iirlerinde tasavvufi bir nevenin varl­ hissedilmektedir.

Cumhuriyet sonrasnn ilk islâmclarnn bariz vasf ise tasavvufa meyilleridir. Bu­nun açklanabilir taraf, Cumhuriyet’ten sonra sünni-akli islâmn devlet kontrolü­ne geçmesi (veya devletçe teslim alnmas), buna karlk tasavvufun ise yok edil­mek istendii bir dönem olmasdr. Bu dönemde devlet kontrolündeki slâm çer­çevesinde konumak ne mümkün ne de etkili olacaktr. Oysa, devletin bir türlü zaptürapt altna alamad tasavvuf alannda konumak, düünce ve mücadele için olduu kadar, sanat için de daha doru ve etkileyici bir tutumdur. Necip Fa­zl, savc ve bilirkii olarak konutuktan sonra hâkim olarak da ayn paraleldeki ka­rar açklar: “- cab düünüldü. Mahkeme hey’eti rey birliiyle mucip sebeplerini ‘vukuf ehli’ raporuna istinat ettirerek, Mehmet Âkif’e, temsil ettii mücahede ve hamle hede­findeki aslî deer bakmndan bir çelenk vermee, fakat çelengin üzerine u kay­dn yazlmasna karar verdi: ‘Doru yolun kifayetsiz mütefekkirine, küçük airine, fakat hayatiyle büyük feragatkâr ve namuskârna Allah rahmet etsin’...”

Necip Fazl’n Mehmed Âkif eletirileri, Cumhuriyet sonras oluan dinî muhteva­da önemli pay olan bir ahsiyete yönelik olduu için, dindar kesimler tarafndan pek fazla kabul görmemitir. Necip Fazl’n bu eletirilerinde bir taraftan saf iir ve sanat adna bir tavr hissedilirken, dier taraftan farkl islâmi yaklamlar ve niha­yet kiilik meseleleri (Necip Fazl’n semasnda tek yldz olma iddias) de rol oyna­m gibi görünmektedir.

Necip Fazl’n 1940’lardaki kadar keskin olmamakla beraber, hayatnn sonuna ka­dar Mehmed Âkif’le ilgili olarak tam müsbet bir konumda olmad söylenebilir.

1965’te, yani Mahkeme’den 20 sene sonra Necip Fazl’n Çapa Yüksek Öretmen Okulu’nda bir Mehmed Âkif gününde yapt konuma, bu açdan belli bir deiim ve yumuamann eseri olarak deerlendirilebilir:

“Akif’in harp arabasn iki at çeker. Biri iman ve islam savaçs, öbürü air. Esas olan, birincisi. O, bütün kuvvetini imanndan ald ve birbirine dayal iki kalas gibi, imann iiriyle tarken, iirini iman sayesinde ayakta tutabildi. Ya onun iman cep­hesi! Bütün köeleriyle iman ve slâm savaçs cephesi! Bu köeler, hikmet, haki­kat, ilim, ahlâk ve aksiyonculuk seciyesi noktalarnda toplanr.”

“Âkif, Milli Kurtulu hareketini bütün gönlüyle benimsedi. Anadolu’ya geçti. Mec­muasn oralara tad ve stiklâl Mar ile Türk’ün varolma hamlesindeki mânay ebediletirmek istedi. Mar resmen kabul olundu fakat ne garip tezattr ki asl mâna, marn söylenmeyen msralarnda kald. Ortaya çkan yeni mâna ise, Âkif’in Msr’a çekilmesine, orada uzun bir müddet bir prensin himayesi altnda kalmas­na ve stanbul’a yalnz ölmek için gelmesine sebep oldu.”

“Bütün bu ana meseleleri, temel ölçüleri ahs ve eseriyle ortaya atan, meydana çkaran Âkif, onlarda ister kuvvetli, ister hafif olsun büyük dâva ve mücadelenin örnek ahsiyeti mevkiindedir. Ve yarnn bu dâvada zuhurunu beklediimiz büyük adam ve elmas nesli, öndeki bu ilk örnek haysiyetini daima azizletirecektir. Dava, Mehmed Akif’i anma vesilesiyle, yarn arkasndan muhteem bir tulu; birdenbire bir tepecik üzerinde peydahlanacak anl süvari gibi, o büyük adam ve ardndaki ovalar dolusu yeni gençlii gözlemekten ibarettir.”

“Ne zaman?... ‘Kimbilir, belki yarn, belki yarndan da yakn...”[7]

Necip Fazl’n Mehmed Âkiflemesi

Necip Fazl, 1947’de yazd “Muhasebe” iirinden itibaren sanatta gerçek anlam­da yeni bir yola girmi saylabilir. Bu iir ve ayn yl yazd “Destan” iiri bu yeni yolun Mehmed Âkif’in takip ettii yoldan farkl olmadn gösterir. Her iki iirde ve iki sene sonra yazlan Sakarya Türküsü’nde Mehmed Âkif tarz, edas, havas hissetmemek mümkün deildir.

Necip Fazl’daki bu deiim, sanat ve edebiyat çevreleri tarafndan ömrünü sonu­na kadar “sâbk air” olarak tesmiye edilmesine yol açmtr. Mehmed Âkif’in air­liini inkâr eden Necip Fazl, ayn inkârla karlamaktan kurtulamamtr.

Cumhuriyetin Mehmed Âkif’i ve Sakarya Türküsü,1949

14 Ekim 1949’da, yeni bir dönemin eiinde, 1950 seçimlerinin öncesinde Necip Fazl Büyük Dou’yu yeniden yaynlamaya balar.

Yeni dönemin bu ilk saysnda “Dünyay kurtaracak ideal” kapak yaplmtr.

ç kapakta bu ideal öyle ifade edilir: “Günee kar billurdan bir menur tutup için­deki harikulade yollar gösterir gibi, artk bütün insanla kurtulu yolu olarak slam inklabnn bütün ideolocyasn, en ince noktalarna kadar arzetmenin zaman geldi.”

Cumhuriyetin ilk çeyrek yüzyl geride kalmtr ve inklâp tarihi eletirileri dergide geni yer tutmaktadr.

“Sakarya’nn Destan” da bu ilk sayda yaynlanr. “Vecd ak ve iman gençlii”ne ithaf edilmi olan iirin 1950 nönü Mükâfat’na talip olmad belirtilmitir. iirin ad sonradan “Sakarya Türküsü” yaplm ve gerçekten gençlerin en çok okuduu, ezberledii iirler arasna girmitir.

iirin Mehmet Âkif’in uzun msralaryla ve beyit düzeninde yazld görülmektedir.

Necip Fazl’n “Sakarya Türküsü”nü 1949’da trenle Ankara’dan stanbul’a döner­ken iç Anadolu bozkrnda kvrla kvrla akan Sakarya nehrinin uyandrd ilhamla yazd söylenir.

Mehmet Âkif, Çanakkale ehidlerine iirini zafer haberine ald El Muazzam tren istasyonunda yazmtr, Necip Fazl’a ise, bir tren yolculuu srasnda Sakarya Türküsü’nün ilham gelmitir...

Âsm’n nesline “Gençlie hitabe”

Mehmed Âkif, iirinin zirvesini Âsm isimli kitabnda yapar. “Çanakkale ehidlerine” diye bilinen iir de bu kitabn bir parçasdr. Âsm, Mehmed Âkif’in gerçek hayat­tan çkard ideal tiptir. Gerektiinde mes’uliyet hissiyle tahsilini brakp cepheye koan gençler bu ideal gençlik modeline ilham vermitir.

Mehmed Âkif’in Âsm modeli, hem bedenen, hem ruhen kuvvetli; imanl, ahlâkl ve ilim a müsbet bir tiptir. Mehmed Âkif bu gençlii Avrupa’ya tahsile gönde­rir. Gerçekten de, sava sonrasnda çok sayda genç Avrupa’ya tahsile gönderil­mi, fakat dönülerinde Türkiye’nin düünce ve inanç zemininin deiimi ile kar­lamlardr.

Necip Fazl, 1950’lerden sonra gençlie yönelik çabalar içinde olur. Esasen, Necip Fazl’n ve baka fikir ve ilim adamlarnn çabalar, yaynlar Cumhuriyetin olutur­duu gençlik tipi dnda bir geçlik kitlesinin olumasna zemin hazrlamtr. Necip Fazl bu gençlii yönlendiren, en azndan motive eden bir rol üstlenir. Bu çerçeve­de çok fazla yaylamasa da Büyük Dou Klüpleri kurar. Hatta, resmi gençlie hita- benn tamamen zdd bir “Gençlie hitabe” kaleme alr. Mehmed Âkif’in iirleriy­le beslenen geni dindar kitlenin çocuklar, bu gençlie hitabeye muhatab edilir.

Necip Fazl’n gençlie hitabesi, Ne Mustafa Kemal Paa’nn Büyük Nutuk’unun so­nundaki gençlie hitabesine ve ne de Mehmed Âkif’in Safahat’da Âsm karakteri­ne verdii öütlere benzemez. M. Kemal Paa’nn politik mesajlarnn tersine çev­rildiini söyleyebiliriz. Dier taraftan Mehmed Âkif’in Âsm karakterine öütledii ilim ve fen Necip Fazl’n tavsiyelerinden hayli farkldr.

“Dininin, dilinin, beyninin, ilminin, rznn, evinin, kininin, kalbinin dâvacs bir gençlik...

“Halka deil, Hakka inanan; meclisinin duvarnda ‘Hakimiyet Hakkndr’ düsturu­na hasret çeken, gerçek adâleti bu inanta bulan ve halis hürriyeti Hakka kölelik­te bilen bir gençlik...”

Necip Fazl’in Mehmed Âkif’le gerçek bir zddiyet içinde olduu kanaatinde dei­liz. Onun kendi otoritesini, tesirini esas aldn, bu çerçevede stiklâl Mar’nn de­itirilmesi yönünde talep ortaya çkt zaman yeni bir milli mar yazma konusun­da istekli olduunu ifadelerinden çkaryoruz. Son hali Büyük Dou Mar olan bu metni kaleme almas fakat stikâl Mar yerine bu metnin konulamamas deer­lendirme yaplrken bilhassa üzerinde durulmas gereken bir husustur.

Sonuç:

Osmanl’nn son zaferinin iirini Mehmed Âkif yazd. Cumhuriyete giden yolda önemli bir yeri olan Sakarya’nn iirini ise Necip Fazl. Mehmed Âkif zaferi gelece­e yönelik ümitler içinde en yüksek bir dini muhteva içinde kaleme alrken, Necip Fazl Sakarya’nn iirini cumhuriyetten sonra olup bitenelerin sorgulamas ve yine dini muhteval bir tepki zemininde ifade etmitir.

NOT: Yaznn devamnda Necip Fazl'n Sakarya Türküsü ve Mehmet Akif'in Çanakkale ehidlerine iiri ve istifade edilen kaynaklar var. (Dorulu)

Yaznn kaynana ulamak için tklaynz.

Yazar: D. Mehmet Doðan
17-08-21
E mail: tyb.org.tr
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı iin henz yorum yapılmamıştır.
Ýki hayatî savaþ, iki büyük þiir: Çanakkale Þehidlerine ve Sakarya Türküsü
Online Kii: 38
Bu Gn: 140 || Bu Ay: 6.122 || Toplam Ziyareti: 2.929.327 || Toplam Tklanma: 58.622.605