HALEB'E DÖNÜŞ

Halep, 12 Aralık 2016'da Rus ve İran destekli Esed ordusu tarafından düşürülmüştü. Üzüntümüz hadsizdi. 30 Kasım 2024'te geri alındı.

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
"Her kim selefin bilmediği bir amel icad ederse, Peygamber'in risalete ihanet ettiğini iddia etmiş olur. Çünkü din tamamlanmıştır (Maide, 3) O gün din olmayan şey bugün de din değildir."
İmam Mâlik
Kategori : TÂRİH / TÂRİHİN ARA SOKAKLARI
Okunma Sayısı: 9
Yazar: Yasin Aktay
“Rauf, gördün mü… Devlet, makam ve mesnedinin kıymetini?”

Mekke İttifakı: İslam dünyasının kendi güvenliğini kendisinin üstlenmesi“Ya Vahdettin olmasaydı” başlıklı yazımızda anlattığımız bir anekdot Millî Mücadele tarihini büyük bir nahiflikle okuyanların Mustafa Kemal’e atfettikleri rol açısından beklenebileceği gibi oldukça şaşırtıcı geldi. Şükür ki sadece şaşırtıcı geldi, oradan bir hakaret ithamı yapan olmadı, ortada kimseye bir hakaret yok zaten ya Vahdettin’in hain olmadığını söylemenin bile birine hakaret sayılabildiği bir akıl var ne de olsa.

Zaten anekdotu nakledenler Atatürk’e asla toz dokunduracak isimler de değil. Olay neredeyse tevatür derecesinde kesin bir rivayet. Aslında olayın başka detaylarını yeri gelmişken aktararak Millî Mücadelenin daha ilk günlerinin rol dağılımlarını en net biçimde vuzuha kavuşturmakta fayda var.

Şevket Süreyya Aydemir, Erzurum’da Kazım Karabekir’in sonunda devreye girerek Mustafa Kemal’e “Emrinizdeyim Paşam! Ben, subaylarım, erlerim, Kolordum, hepimiz emrinizdeyiz!” dediği ana kadar Mustafa Kemal’in yaşadığı durumu yansıtan olayı şöyle anlatır:

“10 Temmuz günü iki önemli olay geçer. Biri, beklemediği bir darbedir. Rauf Bey’in anılarına göre, Mustafa Kemal’e hayatında en çok yeis veren olaydır. Gerçi bir bakışta olay, önemsiz gibi görünür. Kurmay Başkanı Kâzım Bey, onun karşısına dikilmiştir:

— Paşam, siz askerlikten istifa ettiniz. Benim bundan sonra emrinizde bu vazifeme devam imkânım kalmadı. Evrakı kime teslim edeyim?

Mustafa Kemal’in cevabı hazin bir inilti olur. Bulunduğu koltuğa derin bir yeis İçinde gömülür:

— Ya öyle mi efendim? Peki efendim...

O sırada yanında bulunan Rauf Bey anılarında olayı şöyle aktarır:

“Mustafa Kemal’i 1909’dan beri tanırım. Nice mihnetli anlarına şahit olmuşumdur. Ama o gün, orada, Kurmay Başkanının, evrakını toplayıp karşısına dikildiği ve o sözleri söylediği andaki ruh düşkünlüğünü hiçbir zaman görmedim...

Kurmay Başkanı odadan, “kendine mahsus çalımlı tavırlarıyla” çıkar. Mustafa Kemal, koltuğuna yığılmıştır. Meyustur: Konuşamayacakmış gibi bir hali vardır. Ama gene de konuşur. Rauf Bey’e döner.

“— Rauf, gördün mü? Devlet, makam ve mesnedinin kıymetini gördün mü?” (Aydemir, Tek Adam, 1997: 102-103).

Rauf Orbay anılarında olayın devamında Mustafa Kemal’in şöyle dediğini anlatır: “Bu böyle giderse seninle beraber yapacağımız bir şey kalır o da ayak altında ezilmekten korunmak için, emin bir yere çekilmektir” (Feridun Kandemir, 1965, Hatıraları ve Söyleyemedikleri ile Rauf Orbay, İstanbul: Sinan Matbaası, s. 1965: 41-43).

Belki Mustafa Kemal’in olağanüstü karizmasıyla, kumandanlık yeteneğiyle bütün ülkede yaşanan krizden çıkmak için herkes tarafından tanınan, bilinen ve beklenen kurtarıcı biri olduğu düşünülüyordur ama öyle bir şey yok. Zamanla neden ve nasıl böyle bir algı oluşturulmuştur malum ama işin tabiatının icabı şu: Mustafa Kemal’in tek tanınma ve kabul görme nedeni Vahdettin’in yaveri ve onun tarafından görevlendirilmiş olmasıdır. Bir komutan olarak belki bir bilinirliği vardır ama onun gibi birçok başka komutandan fazla değil. Üstelik kader savaşının son aşamasında Osmanlı’nın Mütarekeye razı olmasına yol açan Filistin cephesinin çöküşünde kendisi Yıldırım Orduları Komutanlığının 7. Ordusunun kumandanıdır.

Yani yenilen ve savaşıp direnmek yerine İngilizlere karşı hızla ricat ederek Filistin, Lübnan ve Suriye’nin tamamının 40 gün gibi kısa bir süre içinde İngilizlerin eline geçmesine yol açan büyük yenilginin aktörlerinden biri olarak biliniyor. Veya bu da aslında tam olarak bilinmiyor. Bilinse belki Milli Mücadeleye liderlik yapması çok daha zor olabilirdi.

Belki isimlerin hiçbir öneminin olmaması dolayısıyla, belki de zaten bilinen İttihat ve Terakki üyesi komutanların olumsuz bir algısı olması dolayısıyla Mustafa Kemal’in isminin bir Millî Mücadele hareketi için başlıbaşına beklenen bir kurtarıcı gibi tanınıyor olması mümkün değil.

Sadece bir iki basit tarihi gerçeği göz önünde bulundurduğumuzda ve tarihsel mantığa riayet ettiğimizde hemen ulaşabileceğiniz bir hakikattir bu. Tabii ki isteyenler için belgeler de bu durumu fazlasıyla teyit etmektedir. Ama daha BMM’nin kurulmasından sadece 6 gün sonra, yani 29 Nisan 1920 tarihinde çıkarılan on dört maddelik Hıyanet-i Vataniye Kanunu’nun birinci maddesinde de Meclisin Halife ve Padişaha olan bağlılığı şiddetle vurgulanmış ve böylece bu iki makama Ankara hükümetinin dahi meşruiyetinin kaynağı olarak işaret edilirken bu iki makama karşı yapılacak yanlışın vatana ihanet kapsamında değerlendirileceği de belirtilmiştir:

“Makãm-ı muallâ-yı hilâfet ve saltanatı ve Memâlik-i mahrûsa-i şahâneyi yed-i ecânibden tahlîs ve taarruzâtı def´maksadına ma´tûf olarak teşekkül eden Büyük Millet Meclisi’nin meşrûiyetine isyanı mutazammın kavlen veya fiilen veya tahriren muhalefet veya ifsadâtta bulunan kesân hâin-i vatan addolunur.” (İstiklal Mahkemeleri, cilt 1, TBMM, Ankara 2015, s. 43, Beyhan 2024: 119.

Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren Mustafa Kemal’in yanında yer almış, onun resmi Kemalist ideologlarından bir gazeteci olarak Milliyet Gazetesi’ni çıkarmış olan Siirt Milletvekili Mahmut Soydan Ankaralı’nın Defteri (Mahmut Soydan, İş Bankası Yayınları, 2007) başlıklı hatıratında tam da Meclis’e ve Millî Mücadele kadrolarına hâkim olan havayı çok net ifadelerle aktarır:

“Mustafa Kemal Paşa’nın maksadı belli... O, bu vaziyetten istifade ederek Halife ve Sultan’ı kadro harici, devlet kadrosunun haricinde saymak istiyor. Ne çare ki umumi temayülse bunun aksinedir: “Halife ve padişah mağdurdur, onu kurtarmak vazifedir. Halastan sonra yeniden taht-ı saltanatın etrafında toplanmak lazımdır!” fikri galiptir. Hatta bazı mebuslar bir an evvel Makam-ı Saltanat ile temas temin etmek, İstanbul Hükümeti’yle itilaf zemini aramak yolunda teklifler yapıyorlar” (s. 13).

Soydan’ın ifadeleri ilk Meclis’e de İkinci Meclis’in önemli bir kısmına da hâkim olan anlayışın hem saltanatın hem de halifeliğin kurtarılması olduğunu çok net ifade ediyor. Mustafa Kemal’in bu amaçla oluşmuş bir hareketten aldığı gücü sonradan saltanatı ve hilafeti kaldırmak ve Cumhuriyeti ve kendi cumhurbaşkanlığını ilan etmek üzere kullanması, açıktır ki bu mutabık olunan anlayıştan, üstelik hiç de demokratik prosedürler takip edilmeksizin, bir sapma olarak gerçekleşmiştir.

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Yazar: Yasin Aktay
09-09-26
E mail: yenisafak.com
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
“Rauf, gördün mü… Devlet, makam ve mesnedinin kıymetini?”
Online Kişi: 42
Bu Gün: 1091 || Bu Ay: 15.076 || Toplam Ziyaretçi: 3.194.084 || Toplam Tıklanma: 59.711.731