RAMAZAN BAYRAMI

Bayram kahvenin telvesi
Kutlu açlığın meyvesi

Ramazan Bayramınız mübârek olsun.

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
Bir düşünce için ölümü göze almak, kendini feda ediş değil; hayatı anlamlandırmaktır.
İsmet Özel
Son Dakika!
Kategori : / MEDYADAN
Okunma Sayısı: 2092
Yazar: Cem Küçük
MİLLETİN İRÂDESİ MEDYAYI DA FORMATLAYACAK

Dün Eski Türkiye medyasının demokrat yazarları sindirme taktiklerinden bahsetmiştim. Aydın Doğan, Fehmi Koru'nun fasıllarında kendini eleştiren yazarları gördüğünde onlara, 'Aman dikkat et... Senin de sonun Memduh Bayraktaroğlu gibi olmasın' diyordu. Doğan'ın bu sözlerini o fasıllara giden demokrat yazarların hepsi duydu. Aydın Doğan'a göre Bayraktaroğlu durumuna düşmek en utanılacak olaydır. Bugün Bayraktaroğlu, Aydın Doğan'ın yanında saf tutuyor. Doğan medyasında Başbakan'a en ağır hakaretleri edenlere tek laf edemiyor. Ama demokrat yazarlara her gün saydırıyor.

Oysa aynı Bayraktaroğlu iki yıl önce Beyaz TV yayınına bağlanmış ve bağıra bağıra, 'Aydın Doğan'dan nefret ediyorum' demişti. Şimdi nefret ettiği adamın kulu kölesi oldu. Aynı programda şunu da söylemişti Bayraktaroğlu: 'Dinç Bilgin'i içeri attıran adam Aydın Doğan'dır.' Bayraktaroğlu bu gerçekleri inkar edemez, çünkü bütün bunlar televizyonun arşivindedir.

Bu sözlerin edildiği programda Dinç Bilgin de konuktu ve Bayraktaroğlu'nun telefon bağlantısından sonra bu sözlerin -yani Aydın Doğan'ın kendisini tutuklattığı gerçeğinin-doğru olduğunu söylemiş ve eklemişti Bilgin: 'Fakat sonra beni dışarı çıkartan da Aydın Doğan'dır.'

Aslında bu kayıtlar her şeyi özetliyor. Dinç Bilgin'in de itiraf ettiği üzere Aydın Doğan bir zamanlar öyle bir gayrimeşru güce sahipti ki, istediğini sistemin dışına itebiliyor ya da içeri alabiliyordu. Doğan'ın en büyük infaz memuru da Ertuğrul Özkök'tü. Doğan-Özkök ikilisi Bayraktaroğlu'nun da hayatını bitirdi. Bu nasıl bir aşağılık kompleksi ya da çıkar ilişkisidir ki, kendini bu hale düşüren Doğan-Özkök ikilisine hizmet ediyor Bayraktaroğlu. Aynı şekilde Habertürk yönetiminden kovulmuş Fatih Altaylı'nın da hayranı şu an kendisi. Oysa 28 Şubat soruşturması sırasında 'Fatih Altaylı darbecilerin talimatıyla Başbakan Çiller'in evini taciz etti. Ben bu olaya şahidim. Bu suçtur' diyen de kendisiydi. 28 Şubat savcılarına Fatih Altaylı'yı yargılayın diye çağrı yaptığı günlerden Altaylı'ya yağcılık yaptığı günlere geldi. İşte o yüzden Bayraktaroğlu'nun sözlerinin hiçbir itibarı kalmadı. Bir de sıkılmadan biz Yeni Türkiye'nin yazarlarına Özkök'ün ağzıyla akıl vermeye kalkıyor. Allah kimseyi bu duruma düşürmesin...

Eski Türkiye'de bir sürü yazar vardı. Şimdi çoğu kıyıda köşede yalpalıyor. Onları işlerinden eden hükümet değil, bizzat kendi yazdıkları oldu. Dedikleri tutmayınca, temennilerini tespit diye yazınca silinip gittiler. Mesela Erdoğan Güneydoğu'ya yolları Kürtleri öldürmek için yapıyor diyen ve adını benden başka kimsenin şu an hatırlamadığı yazar silindi gitti. Tarihin çöplüğünde. Millet o yazarın varlığından haberdar bile değil. Bu durum Ahmet Hakan için de geçerli. Hakan o kadar bitmenin eşiğinde ki, üç gün arayla yazdığı yazılarda bile büyük çelişkiler var. Seçimden önce Erdoğan'ın niye 30 Mart'ta başarısız olacağını yazdı. 30 Mart zaferinden sonra ise Erdoğan'ın başarı sırlarını yazmaya başladı.

Dikkat ederseniz Başbakan Erdoğan'ın en sevmediği yazarlar kendisine sert muhalefet eden omurgalı isimler değil. Sürekli solucan gibi hareket eden yazar tipleri. Twitter'da eski bir paralelci polis şefinin yazdığı 'fuatavni' hesabı sürekli yalan söylüyor ama arada isabetli bir şey yazmış. Erdoğan'ın en nefret ettiği üç yazarı doğru bilmiş. Bunların üçü de Erdoğan'a bir dönem yakın ve yandaş olmak isteyip bu yandaşlık başvuruları kabul görmeyince Erdoğan'a düşman olan yazarlardır.

Ahmet Hakan, Nazlı Ilıcak ve Cüneyt Özdemir. Ahmet Hakan artık ağzıyla kuş tutsa şansı yok. Erdoğan ona bir kere yüz verseydi, tamamdı. Sürekli Erdoğan'ı övecekti.

Aynı şekilde bir dönem Cüneyt Özdemir de Erdoğan'a ve muhafazakarlara yağcılık yapmak için annesinin başörtüsünü hatırladı. Defalarca başörtülü annem diye yazılar yazdı. Daha düne kadar çok yakın olduğu Soner Yalçın, Oray Eğin ve Tuğçe Tatari'yi bir günde harcadı. Başbakan'a yakın bir çift oldukları için Rasim Ozan-Nagehan Alçı ikilisinin PR'ını yapan programlar düzenledi. Ama yine yaranamadı.

Nazlı Ilıcak'tan bahsetmiyorum bile. Eğer Erdoğan bir kere olsun, 'Nazlı Hanım nasılsınız? Bir isteğiniz var mı?' diye telefonla bile arasaydı kendisini bugün en büyük Erdoğan yandaşıydı. Ama Başbakan kendisine yandaş olmak için başvuran bu üç ismin de riyakar ve omurgasız tutumunu bildiği için asla yüz vermedi. Onlar da 17 Aralık darbe sürecinde Erdoğan ve ailesinin içeri girmesi için gayrimeşru ve hukukdışı her yola başvurdular. İllegal tapelerden medet umdular. Bütün bunları Türkiye halkı unutacak sanıyorlar ama fena halde yanılıyorlar.

Milletin iradesi kararını verdi. O karar sosyolojinin bir gereği olarak medyaya da yansıyacak. Dedikleriniz çıkmadı. Teşhisleriniz tutmadı. Hep yanıldınız, fena halde yanıldınız. Yok olup gitmeye mahkumsunuz.

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Yazar: Cem Küçük
08-04-14
E mail: yenisafak.com.tr
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
MİLLETİN İRÂDESİ MEDYAYI DA FORMATLAYACAK
Online Kişi: 6
Bu Gün: 251 || Bu Ay: 5.482 || Toplam Ziyaretçi: 1.752.375 || Toplam Tıklanma: 43.893.641