HALEB'E DÖNÜŞ

Halep, 12 Aralık 2016'da Rus ve İran destekli Esed ordusu tarafından düşürülmüştü. Üzüntümüz hadsizdi. 30 Kasım 2024'te geri alındı.

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
"Her kim selefin bilmediği bir amel icad ederse, Peygamber'in risalete ihanet ettiğini iddia etmiş olur. Çünkü din tamamlanmıştır (Maide, 3) O gün din olmayan şey bugün de din değildir."
İmam Mâlik
Kategori : / AKTÜALİTE
Okunma Sayısı: 2089
Yazar: D. Mehmet Doğan
TÜRKİYE'NİN YENİ DÖNEMİ

TÜRKİYE'NİN YENİ DÖNEMİTürkiye 21. Yüzyılda, 20. Yüzyılın prangalarını kırarak, tabularını yıkarak ilerliyor. Birinci Dünya Savaşı’nın ardından şekillendirilen dünya sistemi, 21. Yüzyıla kadar büyük değişikliklere uğramadan geldi. Savaşı kazanan batının emperyalist güçleri sistemi kurarken, Bolşevik ihtilalinin sonuçlarını da gözetmişlerdi. Türkiye, bu sistem içinde bir ara bölge idi.

Millî Mücadele sırasında Anadolu’da oluşan yeni güç merkezi zaferden sonra Osmanlı sonrasını tanzim etti. Bu tanzimin, zamanın dünya hükümranı İngiltere’nin arzuları hilafına olduğunu söylemek mümkün değildir.

İngiltere imparatorluğu devam ettirerek, sömürgecilik sonrasını bile tanzim ederken, Türkiye’ye cumhuriyet telkin etmeye hayli erken bir tarihte başlamıştı!

Başka türlüsü mümkün müydü?

Millî Mücadele sürecinin başarıya ulaşmasından sonra iki seçenek vardı, Osmanlı merkezini tahkim ederek yola devam etmek, veya merkezi safdışı ederek kolay bir barış için masaya oturmak. İkinci yol seçildi. 6 asırlık Osmanlı mirası Lozan’da tasfiye edildi. Devlet olarak tanınmaya ihtiyacı olan Ankara heyetinin konferanstaki konumu, “her şeye rağmen barış” olarak ifade edilebilir.

Osmanlının yüzyıllar boyunca oluşmuş bütün hukukundan bir çırpıda feragat ettik. Kendi sınırlarımızı çizerken, asırlarca beraber olduğumuz halkların, ülkelerin kaderini tayin konusunda sözümüzü söyleyemedik. Anadolu’da Yunan harbini kazanmanın, Osmanlı Devleti’ni kaybetmek anlamına geldiğini geç idrak ettik.

Emperyalistlerin şekillendirdiği düzene dört elle sarıldık. Onların düşman algısı içinde yer almamak için herşeyimizi değiştirmeye hazırdık. Nitekim, medeniyet iddiamızdan tamamen vazgeçerek malûm “inkılâp”ları yaptık.

Bu keskin dönüş ancak sert bir ideoloji ile izah edilebilir, halka kabulllendirilebilirdi. Bir savaş sonrası ideolojisi oluşturuldu. Mağlubiyeti galibiyet gibi algılamamızı sağlayacak bir ideoloji... Bu tek partinin iktidar ideolojisi idi. Birinci Dünya Savaşı’nın galiplerinin taleplerini karşılayan yöneticiler, 20 yıl sonra İkinci Dünya savaşının galiplerinin gösterdiği yola girmekten başka çare bulamadılar: Türkiye seçimli yönetim sistemine, demokrasiye geçti.

Bu tercih tek partinin ve ideolojisinin siyaseten tasfiyesini gerektirirken, böyle olmadı. Türkiye’nin ideolojik merkezi 1950 seçimlerinde kaybetmesine rağmen ideolojiyi öne sürerek sistemi kontrol etmeye devam etti. Bir taraftan halkın iradesi, diğer taraftan ideolojik merkezin vesayeti yarım asır Türkiye’nin gerçek anlamda dönüşümünü engelledi. İdeoloji geçerliliğini kaybettikçe darbelerle güçlendirilmeye çalışıldı. Son tahkim hamlesi 28 Şubat, Mağlubiyet ideolojisinin sonunu getirdi. İdeoloji tahkim edilirken, Türkiye tepetaklak oldu. Miadı dolmuş ideoloji ile daha fazla yol alınamayacağı apaçık anlaşıldı.

21. Yüzyılda mağlubiyet ideolojisinin çöküşü ile birlikte Türkiye yeni bir oyun kurucunun, müellifin tanzim hamlelerine şahit oldu. Atatürk’den sonra sistemi şekillendiren güçlü elin son hamlesi yeni bir Türkiye’nin habercisi olabilir.

Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı seçim kampanyasına Samsun’dan başlaması, bilahire Erzurum’dan devam etmesi Atatürk’le paralellik kurularak yorumlanıyor. Doğrusu, Ankara’dan Samsun’a gitmekle, İstanbul’dan Samsun’a çıkmak arasındaki farkı bilmek lâzım. M. Kemal Paşa, İstanbul hükümetinin kararı ve Padişah’ın iradesi ile büyük yetkiler üstlenerek yola çıkıyordu. Cumhurbaşkanı adayı Tayyip Erdoğan ise kendi iradesinin yankısını bulmak için yola çıkıyor.

Tayyip Erdoğan’ın durdurulması düşüncesi muhalif cephenin yeni taktikler geliştirmesine yol açtı. CHP hiç bir zaman tasvip etmeyeceği muhafazakâr bir ismi MHP ile birlikte cumhurbaşkanlığına aday gösterdi. Son seçimlerde yüzde ellileri gören muhafazakâr seçmenin reaksiyoner oy verme tutumunu kırmak için bu yola girildiği tahmin edilebilir. Ekmeleddin Bey, muhafazakâr seçmeni kendi tarafına çekebilir mi, bunu şimdiden tahmin etmek zor. Fakat, Tayyip Bey’in işe Samsun’dan başlaması, taktik bir karşı hamle olarak okunabilir.

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Yazar: D. Mehmet Doğan
03-07-14
E mail: habervaktim.com
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
TÜRKİYE'NİN YENİ DÖNEMİ
Online Kişi: 27
Bu Gün: 890 || Bu Ay: 7.695 || Toplam Ziyaretçi: 2.931.774 || Toplam Tıklanma: 58.660.379