RAMAZAN BAYRAMI

Bayram kahvenin telvesi
Kutlu açlığın meyvesi

Ramazan Bayramınız mübârek olsun.

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
Bir düşünce için ölümü göze almak, kendini feda ediş değil; hayatı anlamlandırmaktır.
İsmet Özel
Son Dakika!
Kategori : / TÂRİH
Okunma Sayısı: 2603
Yazar: Müfit Yüksel
OSMANLICA VE LINGUA-FRANCA-1

http://www.yenisafak.com.tr/yazarlar/mufityuksel/osmanlica-ve-lingua-franca-1-20066801928 Harf ve Dil Devrimi öncesi Türkçesi olan Osmanlıca’nın Orta Öğrenim kurumlarında ders olarak okutulup öğretilmesine yönelik hükümetin kararı muhalefet çevrelerinde tepkiyle karşılandı. Adeta fırtınalar kopartılmaya çalışıldı. Asıl olarak, 14. Yüzyıldan itibaren 1928’e kadar 6 asır kullanılan bir imparatorluk dili haline gelerek yazılı zengin bir literatür oluşturan bir lisanın birden bire yasaklanıp, farklı bir harf ve dile geçilmesi tepkiyle karşılanması gereken travmatik bir olaydı. Osmanlı Türkçesi, Lisan-ı Osmanî denen Batı Anadolu Türkçesi, Osmanlı İmparatorluğunun büyümesi ve üç kıtaya yayılması ile 16. Yüzyılda Saray merkezli ortak yazışma dili haline gelmiştir. Türkiye’de Günümüz kuşakları ise, harf ve dil devriminin kurbanları olarak, 1928 öncesi, yazılan Türkçe metinleri okuyup anlama şansından mahrum. Tarih ve yüzyılların birikiminden yoksun. Sadece harf değişimi/devrimi değil, dil devrimi diye dilin kendisine yönelik bilinçli operasyonla değişim dayatıldığı için, Türkiye’deki yeni kuşaklar 40’lı, 50’li yıllara ait Latin harfli metinleri bile anlamakta güçlük çekmektedir. Oysaki, batı dillerinde, tabii seyri içindeki değişimler dışında, ideolojik/yapay bir değişim dayatılmadığı için kültürel kesintiye uğramayıp, tarihten gelen birikim ve literatürü günümüze, yeni kuşaklara aktarabilmişlerdir. Örneğin İngilizce lisanına hakim olan birisi, 1680’li yıllarda yayınlanan Paul Ricaut’un tarihe ilişkin eserlerini okuyup anlayabilir. Bırakınız ana dili İngilizce olan birini, bugün kendim bile, Paul Ricaut’ın 1686’da Londra’da basılan “The History Of The Present State Of The Ottoman Empire” adlı eserini bugün bile kaynak olarak kullanırken hiç güçlük çekmiyorum. Üstelik İngilizce, Latince gibi kullanılmayan/tarihte kalmış bir dil değil.. Dünyada günümüzün en yaygın/câri Lingua Francası.

Lingua Franca veya Sabir, tarihte İtalyanca’nın Arapça, Farsça, Fransızca, Portekizce ve İspanyolca ile karışmış halinden oluşan lisan, Frenk dili. Istılahi olarak ve günümüzde ise, çok farklı dillere sahip bir halklar topluluğunun, insanların birbirini anlamaya matuf kullandığı, birleştirici  ortak anlaşma/yazışma lisanı. Eskiden Batı’da Latince , günümüzde ise İngilizce için kullanılır.

Önceki çağlarda, dillerin yaygınlaşması veya ortak yazı dili halinde gelişip yaygınlık arzetmesi, Lingua Franca haline gelmesi iki ana nedene dayanmaktaydı. Kutsal-Dinî metinlerin dili, güçlü hanedanların dili.

Edyân-ı semâviyyeye ait Kutsal-Dinî metinler ya vahyedildikleri ya da yazıya geçirildikleri dillerde olurdu. Musevilikte Dinî-Tarihi metinler İbranice olduğundan ve bu din Beni İsrail/Yahudî kavmine mahsus olması hasebiyle lisan bu kavimle mahdud kalmıştır. Hristiyan topluluklara gelince, Hz. İsa’nın (a.s) ana dili ve Vahiy İncilinin dili o dönemde Suriye ve Filistin’de yaygın konuşma ve yazı dili olarak kullanılan Arâmca’ydı. Ancak daha sonraki asırlarda Hristiyanlığı kabul eden topluluklarda, Hz. İsa’ya, Rabb/İlâh veya Rabb’ın Oğlu (Uknûm-ı Selâse) olarak inanıldığından Hristiyanlığı kabul eden Constantin zamanında Romalılarca İznik konsüllerinin akabinde Kitâb-ı Mukaddes (Bible) olarak belirlenen kanonikinciller/Yeni Ahit (Matta, Yuhanna, Luka, Markos) bu inanç çerçevesinde Hz. İsa’nın hayatı ve sözlerini içermekte olup ve bunları kaleme alanların dili ile yazıya geçirilmişlerdir.

Roma imparatorlunun dili Latinceydi ancak Doğuda Helenistik devirden gelen Eski Yunanca da yaygındı. M.S 395’te Roma İmparatorluğu, Roma ve İstanbul merkezli olmak üzere, Doğu ve Batı olarak ikiye ayrılınca, Batı’da Latince yazı dili olarak kullanılmaya devam ederken doğuda, daha doğrusu artık Bizans’ta Yunanca/Rumca yazı dili olarak yaygınlık kazanır. Her iki merkezin kiliseleri Katolik ve Ortodoks olarak ayrıştığında kutsal metinlerin/kanonikincillerin dili de bu bağlamda ayrıştı. Kanonikinciller Hristiyan toplulukların bağlı oldukları kiliselerin benimsediği dillerde yazılıp okundu. Rum Ortodokslar, Kutsal metinleri Yunanca’dan okuyup yazarken, diğerleri Ermenice yahut Süryanice, Latince vs. dillerde okuyup yazmakta, ibadetlerini bu dillerde gerçekleştirmekteydiler. Bu bağlamda, Hristiyan topluluklarda kutsal metinler tek ve ortak bir dilden okunmamaktadır. Hatta Hristiyan topluluklar Kutsal olarak kabul edip Kitab-ı Mukaddes’e (Bible) dahil ettikleri Eski Ahit (Tevrat, Zebur/Mezâmîr vs..) metinlerini de kendi kiliselerinin dillerine çevirdiler.

Helenistik dönemde Balkanlar ve Anadolu’da Yunanca, Batı’da Roma imparatorluğunun egemen olduğu dönemde Anadolu ve Akdeniz havzasında dahi Latince ortak yazışma dili olmuştur. Hatta Anadolu’da antik çağdaki kitabelere bakıldığında Helenistik dönemde Antik Yunanca’nın, Roma dönemine ait eserlerin kitabelerinde Latincenin kullanılmış olduğunu görürüz. Ortaçağda ise, Bizans İmparatorluğu hinterlandında Yunanca/Rumcanın, daha batıda, Batı Avrupa’da ise Latince’nin ortak yazışma dili olarak kullanılmış olduğu müşahede edilir.

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız

Yazar: Müfit Yüksel
21-12-14
E mail: yenisafak.com.tr
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
OSMANLICA VE LINGUA-FRANCA-1
Online Kişi: 38
Bu Gün: 262 || Bu Ay: 5.493 || Toplam Ziyaretçi: 1.752.387 || Toplam Tıklanma: 43.894.009