HALEB'E DÖNÜŞ

Halep, 12 Aralık 2016'da Rus ve İran destekli Esed ordusu tarafından düşürülmüştü. Üzüntümüz hadsizdi. 30 Kasım 2024'te geri alındı.

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
"Her kim selefin bilmediği bir amel icad ederse, Peygamber'in risalete ihanet ettiğini iddia etmiş olur. Çünkü din tamamlanmıştır (Maide, 3) O gün din olmayan şey bugün de din değildir."
İmam Mâlik
Kategori : DÜNYADA NELER OLUYOR / İSLÂM ÂLEMİ
Okunma Sayısı: 2472
Yazar: Serdar Demirel
İRAN VE TÜRKİYE'Yİ SUÇTA EŞİTLEME İNSAFSIZLIĞI

İran ve Türkiye’yi suçta eşitleme insafsızlığıİran İslâm Cumhuriyeti kurulduğu 1979 yılından beri “Şiîliği” devletin ince gücü olarak kullandı. O günler bizim sözde devlet aklımızın “laiklik elden gidiyor” safsatasıyla dünyayı kendi halkına dar ettiği dönemlerdi.

İran önce Sünni dünyanın İslâmî hareketlerine ümmet ve vahdet söylemleriyle göz kırptı. Epey de sempati topladı. Ancak vahdet söylemlerinin satır arasından Şiîleştirme niyetleri çok geçmeden kendini belli etti.

Kimi Sünnileri inanç sistemi olarak kimisini de siyasi olarak Şiîleştirmeyi başardı. Özellikle de Caferi olmayan Alevi, Zeydi ve İsmaili Şiî fırkalar üzerine yoğunlaştı. Bugün ortaya çıkan manzara 35 yıllık bu türden gayretlerin ürünüdür.

Caferi Şiilerin azınlıkta yaşadığı ülkelerde ise onları İran’a gönül bağıyla bağlayacak misyonerlik faaliyetlerini başarıyla yürüttü. Nüfuz ettiği kişi ve gruplar üzerinden de o ülkelerde güçlü lobi faaliyetleri yürütecek seviyeye geldi. Nüfuz sahalarını öyle genişletti ki, bu coğrafyalardan Esed rejimini savunmak için hayatını verecek militanlar bulmakta hiç zorlanmadı.

Bütün bunları yaparken kullandığı silah da kuşkusuz ‘Şiî ideoloji’ydi. Daha doğrusu ırk üstü bir inanç sistemi olan Şiîliğin ulus devlet anlayışıyla yapılmış sentezi.

Daha geçen gün İran Cumhurbaşkanı Yardımcısı Ali Yunusi; “Bağdat bizim başkentimizdir” diyerek İran kültür coğrafyasının Çin sınırından Hint alt kıtasına, Kuzey Kafkasya’dan Basra Körfezi’ne ulaşan coğrafyayı kapsadığını söyledi. Bu söylemde İrancılıkla dinî söylemi ayırmanız kolay değildir.

İran açıkça Sünniliği kuşatan ve iktidar alanını Sünnilik aleyhine genişleten bir imparatorluk hayâli kuruyor. Dört Arap başkentini yönetme kibri gözünü kör etmiş. Sünni coğrafyada askerleriyle bilfiil savaşmakta epey heveskâr davranıyor. Suriye’deki katliamlardan en az Esed kadar da sorumlu.

İran’ın yıkıcı emperyal çıkarmalarından rahatsız olan Şiîler de var elbette. Ama onların da fazla yapabilecekleri bir şey yok. Hatta mensup oldukları mezhebin fanatikleri tarafından mahalle baskısına maruz kalmaktalar.

Irak’ta İranlı komutanların yönetimindeki Şii milislerin ele geçirdikleri kontrol noktalarında, İran’ın dinî lideri Ali Hamaney, Humeyni ve Iraklı Şii lider Sistani’nin posterlerini gözlere soka soka asmaları yaş ve kuruyu beraber yakacak bir cehennemin kapısını aralamaktır.

Bölge ülkeleri ve Sünni topluluklar kendilerini güvende hissetmiyorlar. Meselâ Türkiye. Irak, Suriye, Ermenistan’ın işgal ettiği Azerbaycan toprakları, Lübnan üzerinden İran tarafından kuşatılmış bulunmaktadır. Meselâ Suudi Arabistan. O da aynı kuşatılmışlık altında. En son Yemen’in başkenti Sana’nın İran’ın kontrolüne geçmesi bu ülkeyi alarma geçirmiştir.

İran’ın nükleer çalışmaları dünyanın gündeminde. İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Ali Ekber Salihi evvelki gün, “ABD ile nükleer müzakerelerde teknik meselelerin yüzde 90’ı konusunda anlaştık” dedi.

Yayılmacı siyaset güden İran’ın ileride nükleer silahlara sahip olma ihtimali artık Türkiye için bir milli güvenlik meselesidir. Eskiden kimi çevrelerde nükleer silaha sahip bir İran’ın bölgenin İsrail ve ABD’nin şerrinden emin olması adına desteklenebiliyordu. Biz de İran’ın nükleer enerji ve hatta nükleer silah sahibi olma hakkını bu köşede zamanında savunmuşuzdur. Ama İran bu güveni yıktı.

Bütün bu olanlara rağmen hâlâ kimi İslâmcı kanaat önderleri Suriye krizinden İran ve Türkiye’yi eşit derecede suçlu göstermekte inat ediyorlar. “İran hatalı ama en az Türkiye de o kadar hatalı” diye ikisini eşitler gibi gözüküp aslında projektörleri Türkiye üzerine tutuyorlar.

Türkiye kimi yerde bilgi ve analiz eksikliğinden kimi yerde de şartların zorlaması ve imkânsızlıktan dolayı hata yapmıştır, ama bunlar kesinlikle İran’ın işlediği cinayetlerle eş tutulamaz. Analiz kılıfı altında sergilenen bu tavır insafsızlıktır.

İslâmî câmianın kanaat önderleri, yazarları, ulemâsı, aydınları, akademisyenleri ivedilikle ortak bir bildiri yayınlamalıdır. Bildiride, İran’ın özelde de Suriye’de yaptıklarını açıkça kınamalıdırlar. Bir sonuç alınamasa da bu zulümden beri olduklarını Ümmet’e ilan etmelidirler.

Eğer aynı zulmü Türkiye yapmış olsaydı aynı bildiri çağrısını Türkiye için de yapardım. IŞİD de kınansın. Mezhep savaşı çıkaran tüm eylemler lanetlensin. Ama İran’a âcil emri bilmaruf yapılsın, eğer İran bundan müstağni değilse...

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Yazar: Serdar Demirel
19-03-15
E mail: yeniakit.com.tr
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
İRAN VE TÜRKİYE'Yİ SUÇTA EŞİTLEME İNSAFSIZLIĞI
Online Kişi: 24
Bu Gün: 219 || Bu Ay: 8.041 || Toplam Ziyaretçi: 2.932.374 || Toplam Tıklanma: 58.668.506