İSTANBUL'A BİR MÜHÜR DAHA: TAKSİM CAMİİ

Allah emeği geçenlerden râzı olsun.

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
Bir düşünce için ölümü göze almak, kendini feda ediş değil; hayatı anlamlandırmaktır.
İsmet Özel
Son Dakika!
Kategori : / EDEBİYAT
Okunma Sayısı: 2256
Yazar: Recep Garip
İNSANI ELE VEREN KELİMELER

ŞİİRİN ÜLKESİ TÜRKİYE- KARDEŞLİK İÇİN ŞİİR 1Kelimelerin dünyası bir çocuk kadar saf bir dünyadır. Onun aslıyetini insan bozuyor. Kelimelere nasıl hükmediyorsanız kelimelerde size öyle hükmediyor.

Kimi zaman kelimeler kaçar, bir türlü ifade yerini bulmaz. Hiç bir kelime yerli yerinde değildir. Oysa kelimelerdir yine de insanı ele veren. Tıpkı bir bakışın ele verişine benzer kelimeler. Kimi zaman delişmen yönlerimizle savruluruz. Savruluşlar, kelebek kanatlarınca yeni olsa da düşlerle kelimeler vuruşurlar içten içe. Savrulmaların ana nedeni; doğduğu toprağı, yaşadığı kültürü, doğduğu aileyi, inandığı ilkeleri idrak etmek içindir. Buna tövbe de denilebilir. Pişmanlıklar olmadan menzile ulaşmak her yiğidin harcı değildir. Pişmanlık, insanı insan eden davranışlarımızın, gözden geçirilmesini sağlar. Örneğin, sözlerimizi daha dikkatli kullanırız, davranışlarımızı gözden geçiririz, daha merhametli, şefkatli olmamızı sağlar, daha düzgün, daha doğru ve daha insani ilişkilere sevk eder bizi. “Bir musibet bin nasihatten yeğdir” demiş atalarımız.

Söz, yaydan çıkan ok gibidir, bir daha geri alma şansımız yoktur. Söz ağızdan çıktığı andan itibaren hedefe doğru yol alır. Doğru ya da yanlış mutlaka sözlerin insanın kendisine dönüşleri söz konusudur. Söz söylenilmekle bitmiyor, evrende dolaşıyor ve söyleyene tekrar olumlu ya da olumsuz katkıda bulunuyor. Öyleyse kelimelerin bizlere birer emanet olduğunu bilmek ve öylece kelimelere hükmetmek icap eder. Kelimeler yani sözler şahsın şahsiyetine işaret eder. Ağzımızdan çıkan her kelime bizi ya yüceltir ya da rencide eder. Öyleyse anılmak istediğimiz gibi, duymak istediğimiz gibi sözler sarf etmeliyiz. Nefeslerimizin sayısı neyse kelimelerimizin sayısı da bellidir. Soylu kelimeler soylu olmamızı sağlar. Basit ve sıradan kelimeler, insanı basitleştirir ve sıradanlaştırır. Buradaki “basitlik ve sıradanlık” şahsiyetin, karakterin, ahlakın ve kültürün belirlediği kelimelerdir. Dahası sözü doğru kullanırsanız söz incinmez ve incitmez. Yanlış kullanılan söz ise hem incinir hem de incitir. Kelimeleri kullanan insan güzelleştirir ya da çirkinleştirir. Küfür dediğimiz sözler, hakaret, iftira ya da dedikoduya müncer olan cümlelerin her birisi kelimeler dünyasındaki en asil sözcüklerimiz olmasına rağmen kullanıldığı alanda incitici ve yıpratıcı olduğu kadar da çirkin ve kötü-galat sözler haline dönüştürülmüş olur.

Sözümüzü şöyle şekillendirsek; gel, içime düş diye içlense bir bakış, bir duyuş, bir hissediş; Deli Dumrul hüviyetiyle karşı durur. Ardından şöyle bir bağlantı imi gelişiverir;

Hey baksana şu kayan bir yıldız değil miydi?

Bakar, yıldızın kayışı bitmiştir oysa. Gece sonsuzluk gizemliliği içinde derin arayışlarını sunar insana. İnsan hayranlıklar içinde bir samanyolu ziyareti gerçekleştirmiş olur. Bir bahar havasında ya da bir yaz gecesi belki de bir sonbaharın yıldızlarını düşleyerek gerçekleşir bu yolculuk.

Döndüğündeyse sağanaklar halinde bir yağmura tutulmuştur. Bu bir ağır olduğu kadar, sahiden de birden bire gök gürlemiş yağmur başlamıştır.

İçine kapanır.

Gözlerini saklar, utanır. Demek ki ağlamıştır göğü seyreden insan.  Ayı, yıldızları, hilali gördükçe -ki kimi zamanlar ay yıldızlı bayrağın gökyüzünde belirişi yok mu- hayranlığı zenginleşir, kavileşir bin şükürler ederek atalarının hilal ve yıldıza olan ihtiramına teşekkürler eder.

Binlerce teşekkürler ay yıldızımız için.

Düş, şiirin sisler arasından çıkıp gelmesidir. Şiirse düş yolculuğunda al ipekten giysili bir güzele el sallayıştan ibarettir.

Çocukluktan bu yana, her birimizin kahramanları vardır. Kimi zaman bilinçli, kimi zamansa bilinçsizce yerini alan kahramanlar. Öyle olunca annelere, büyük annelere, teyzelere, halalara düşen ödev, gelecekleri saydıkları, canlarım dedikleri evlatlarına, yavrularına, kuzularına, ciğerparelerine, yeğenlerine, torunlarına masalları, hikâyeleri, sözcükleri dikkatle seçmeli ve öyle anlatmalı, kullanmalıdırlar. “Ne ekerseniz onu biçersiniz.” Kaydedici hafıza, en küçük insan bireyinin hafızasında ölünceye değin yaşayacak olan sözcükler, öyküler, şiirler, ninniler, hikâyeler, kıssalar, bilinmesi gereken kadim kelimelerdir. Besmele öğretirseniz besmeleyi, şükrü öğretirseniz şükrü, küfrü öğretirseniz küfrü, nezaketi öğretirseniz nezaketi, Allah ve peygamberi, namazı, ezanı öğretirseniz bunları, her ne öğretirseniz öğrettiklerinizi asla reddetmez ve silinmez kayıtlarda ömrünce durur. Çocuğun beslendiği ortam, gelecekte neler yapacağına da işaretler verir.

Düş kurmaktan vazgeçmemeli insan. Çünkü düşler olmadan hayatta neyi başarabiliriz ki? Düşler değil midir bizi mutlu kılan, hudutlardan hudutlara koşturan, bir sevda düşüyle peri kızlarının denizde oynayışlarıyla şiir atına binen ya da pamuk balyalarında katbekat mavi gökyüzündeki bulutların arasından uçsuz bir yolculukla dünya telaşesinden kurtularak, bir gül bakışıyla tebessümlerle insan yüzlerinde yankılanmakta şiirdir.

Bazen unutulmaz simalar gözlerimizin dalıp gitmesine neden olur. Zor ve sıkıcı olanlardan ziyade, sıra dışı tavırların anımsandığı, içten ve yürekten bir seslenişle cana can olan bir yüreğin atışının hatırlanmasıdır.

Sıradan olanların düşleri olmaz. Sıra dışı hallerde, davranışlarda, geliş gidişler de sıra dışıdır.

Bir bilinç gerekli tek düze olmamak için. Bir bilinç gerekli gizemin sırlı elbiselerle yoldaş oluşunu kavramak için.

Bilir misin, nasıl bakıyorsan öyle görüyorsun. Nasıl dokunuyorsan öyle dokunuluyor. Nasıl ses veriyorsan, öyle yankılar alıyor insan. Elimde olmadan sesimin yükseldiğini fark ediyor Bahadır Selim, anında müdahale ederek diyor ki “bak şimdi bende kaşlarımı çatarım, ben de kızarım.” Anlıyorum ki nasıl davranıyorsanız öyle davranılıyor. Her insan birileri için örnektir. Birileri mutlaka taklit ediyor. Unutmamalıyız ki kendimize uygun görmediğimizi bir başkasına da uygun görmemeliyiz.

İnsan, sonsuz bir sunumun kelebek fısıltısından başka bir şey olmadığını, idrak edişle sırları elinde tutarak, göğün katlarından kanatlar seçmeyi sürdürdükçe, hisler boynunu bükecektir.

Öyleyse her bakıştan, bir dokunuş seç, şiirin olsun.

Bir de şöyle durumlar söz konusudur; nefes nefese kalırız özlediklerimizle buluşmalarda. Bir heyecan sarar tepeden tırnağa kadar. İlk bakıştır asıl okuyuş. Sonrakilere akıl girer, düşünce girer, muziplik girer, oyun girer, yalan girer. Asıl itibariyle şöyle ifade edilmelidir ki aklın eşyaya da, insana da, zamana da, meselelere de hükmedişi yadsınamaz. Kur’an sıklıkla “ey akıl sahipleri” diye uyarır. Vahyin akıl sahibi inşalar için geldiğini biliriz. Böyle olunca aklın işlevi, hareketliliği ve insana verdiği istikametle doludizgin yol alırken durup bir de gönül sesimize kulak verip akıl ile gönlü yan yana tutmak-bulundurmak icap eder. Akıl, bizim kulluğumuzun da ilk belirleyici unsurudur. Akıl sahibi olmakla, seçmeyi, tercihlerde bulunmayı, hayrı ve şerri tercihte bireye bırakılmış olmakla yükümlülüğünü de üstlenmiş olur. Böylece sese ses olmak, nefese nefes olmak, duyguların, hislerin dünyasında birikerek bize gelmiş asil kelimelerimizin, kavramlarımızın, sözcüklerimizin de birer emanet olduğu düşünülmeli ve öylece kullanılmalıdır.

Kendi kelimelerimiz varken yabancı bir kelime bizi bozar. Medeniyet inşa etmek kendini inşa etmekle başlar. Kendimizle tanış ve biliş olalım ki muhabbetimiz sözcüklerimizle var olsun.

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Yazar: Recep Garip
20-03-16
E mail: gazetevahdet.com
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
İNSANI ELE VEREN KELİMELER
Online Kişi: 16
Bu Gün: 148 || Bu Ay: 3.250 || Toplam Ziyaretçi: 1.763.302 || Toplam Tıklanma: 44.210.573