İSTANBUL'A BİR MÜHÜR DAHA: TAKSİM CAMİİ

Allah emeği geçenlerden râzı olsun.

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
Bir düşünce için ölümü göze almak, kendini feda ediş değil; hayatı anlamlandırmaktır.
İsmet Özel
Son Dakika!
Kategori : TASAVVUF / TASAVVUF VE TARÎKATLAR
Okunma Sayısı: 1520
Yazar: Müfit Yüksel
TASAVVUF, TARİKATLAR VE CEMAATLAR-3

TASAVVUF, TARİKATLAR VE CEMAATLAR-3İslâm âleminde, itikâdi ve fıkhi mezheplerde, fırkalarda olduğu gibi, hem İslâm dünyasının genişlemesi, müesseseleşmenin gelişmesi ile zamanla, Tasavvuf akımı da müesseseleşmiş, tarikatlar şeklinde şubelere ayrılmıştır. Bu çerçevede tarikat silsileleri oluşmuştur. Tüm bu tarikat silsileleri adlarını aldığı Abdülkâdir Geylanî, Ebu'n-Necib Es-Sühreverdi, Seyyid Ahmed Er-Rifâî, Seyyid Ahmed Bedevi gibi büyük şeyhlerden Sahabe-i Kiram ve Ehl-i Beyt'e dayanan silsile aracılığıyla Hz. Resul-i Ekrem'e ulaşmaktadır. Tarikatların ekserisinin silsileleri Hz. Ali (K.V) 'ye ulaşmakta, bazıları ise Hz. Ebubekir'e (r.a) ve hatta Hz. Ömer'e (r.a) ulaşmaktadır. Tâcu'l-Arifîn Şeyh Ebu'l-Vefâ El-Bağdâdî'nin tarikat silsilesi şeyhinin şeyhi Şeyh Ebubekir Hewara'dan yukarı giden silsile ile Hz. Ebubekir'e dayanmaktaydı. Aynı Şekilde Hâceganiyye ve oradan neşet eden Nakşibendiyyenin de, üç silsilesinden biri Hz. İmam Ca'fer Es-Sâddık, Kâsım b. Muhammed ve Selman-ı Farsî yolu ile Hz. Ebubekir'e (r.a) vâsıl olmaktadır. Nakşibendiyye'nin diğer iki silsilesi ise yine Hz. Ali'ye (K.V) ulaşmaktadır. Adiy bin Musafir'n kurucusu olduğu Adeviyye tarikatının (Sonradan İslam'dan ayrılarak “Yezidilik” diye ayrı bir dine dönüşmüştür) silsilesi ise Ebu Müslim Havlani, Süleyman Ed-Darani vasıtası ile Hz. Ömer'e (r.a) ulaşmaktadır. Kâdiriyye ve Sühreverdiyye gibi çok şubeleri bulunan tarikatların silsileleri ise yine Hz. Ali'ye (K.V) ulaşmaktadır.

Bu bakımdan, tasavvuf ekolleri , tarikatlar açısından Hz. Ali'nin (K.V)/Ehl-i Beyt'in temel teşkil eden mevkileri de önemli bir husustur. Tarikat silsilelerinin, birkaçı hariç, silsile olarak Hz. Ali (K.V) ve Hz. İmam Cafer Es-Sâdık, İmam Musa El-Kâzım ve İmam Ali Er-Rızâ gibi Ehl-i Beyt İmamlarına dayanması, Tasavvuf ve maneviyat aleminin ser çeşmeleri olmalarını getirmiştir.

İslâm tarihinin ilk yüzyıllarında ortaya çıkan, yetişen mutasavvıflar, Sufiler daha ziyade Emeviler ve Abbasiler devrinin siyasi çalkantıları ve baskıları karşısında, Ashab-ı Suffe'yi örnek ittihaz ederek uzlete çekilip, kendini zühd , takva, ibadet ve mârifetullah hayatına hasreden şahsiyet ve gruplardan neş'et etmiştir. Bu cihetten, Ehl-i beyt'e yakın durup onların terbiyesi ile yetişmişlerdir. Dahası, Ehl-i Beyt'in büyükleri ile kader birliği etmişlerdir. Bu durum da Ehl-i Beyt –i Resul yolunun aslında kesinlikle müfrit Rafızilik ve Batınîlik olmadığını gösteren en önemli nişanelerdir. Daha önce isimlerini zikrettiğim Tasavvufun ve tarikatların temel kaynaklarına bakıldığında daha bariz bir surette görülecektir. ( Bu konuda yine bkz. Abdurrahman bin Ali bin El-Cevzî, Menâkibu Mâfuf El-Kerhî Ve Ahbâruhu, Tahkik: Dr. Abdullah El-Cebbûrî, Dâru'l-Kitâbi'l-Arabî, Beyrut, 1985;Hâce Muhammed Parsâ, Faslu'l-Hitâb, Farsça Yazma, Kütübhâne-i Meclis-i Milli-yi İran, No: 3238)

Ehl-i Beyt'in Tasavvuf ve Tarikatlardaki, Manevi terbiyedeki temel konumuna ilişkin Bediüzzaman Said En-Nursî Hazretleri, Mektubât'da şunları ifade eder:

“Eğer desen: “Hilâfet-i İslâmiye noktasında İmam-ı Ali'nin fevkalâde iktidarı, harikulâde zekâsı ve yüksek liyakatiyle beraber, seleflerine nisbeten muvaffakiyetsizliği nedendir?”
Elcevap: O mübarek zat, siyaset ve saltanattan ziyade, daha çok mühim başka vazifelere lâyıktı. Eğer tam muvaffakiyet-i siyasiye ve tamam saltanat olsaydı, Şâh-ı Velâyet ünvan-ı mânidârını bihakkın kazanamayacaktı. Halbuki, zâhirî ve siyasî hilâfetin pek çok fevkinde mânevî bir saltanat kazandı ve üstad-ı küll hükmüne geçti, hattâ kıyamete kadar saltanat-ı mânevîsi bâki kaldı. (Bediüzzaman, Mektubât, On Beşinci Mektup, Shf. 57)

Bunun yanı sıra, Herât'ta Sultan Hüseyin Baykara devrinin ulemasından ve Nakşibendi tarikatından Hüseyin Vâiz El-Kaşifî (Vefatı: Herât, 910/1504) , Ehl-i Beyt'in maruz kaldığı zulümleri ve Kerbelâ faciasının konu edinen “Ravzatu'ş-Şühedâ” adlı Farsça eserini telif eder. Eser kısa zamanda şöhret bulup yaygınlaşır, Muharrem ayı geldiğide Dergah ve zaviyelerde okunur.Bu kitap, ünlü şâir Fuz^lî tarafından “Hadîkatu's-Suadâ” adı ile Türkçeye çevrilir.960/1552-53 yılında Osmanlı'nın Mısır'daki ağalarından Câmi-yi Mısrî yine bu eseri, “Saâdetnâme” adı ile Türkçeye çevirir. Eserin Türkçe iki tercümesi olan Fuzûlî'nin “Hadîkatu's-Suadâ” sı ve Câmi-yi Mısrî'nin “Saâdetnâmesi” Osmanlı coğrafyasındaki dergâh-tekke ve zâviyelerde Muharem ayı geldiğinde Kerbelâ Şehidlerinin hatırasına, âdet olarak okunan baş eserler haline gelmiştir. Hüseyin Vâiz El-Kâşifî aynı zamanda “Mevâhib” adlı Tefsiri İsmail Ferruh efendi tarafından “Mevâkib” adı ile Türkçeye çevirilmiş ve asırlarca Osmanlı toplumunun el kitabı haline gelmiştir. Hüseyin Vâiz El-Kâşifî'nin oğlu Mevlâna Sâfi Fahruddin Ali ise, Nakşibendi tarikatının temel klasik eserlerinden “Reşahâtu Ayni'l-Hayât” adlı eserin müellifidir. ( Reşahâtu Ayni'l-Hayât, Yazma, İstinsah Tarihi:938/1532, Şefik Can Yazmaları, No: 61)

Tarikatlar-Tekkeler/Zaviyeler, zaman içerisinde birçok alanda gelişme göstermiş, Manevi seyr u süluk, Ma'rifetullah, Fütüvvet ve uhuvvetin yanı sıra, Kültür, sanat ve edebiyat sahasında da büyük ürünlere kaynak teşkil etmişlerdir. Bir çok ünlü şâir ve edebiyatçı da bu tekkelerden yetişmiş kimseler olup, bir çok önemli eserler buralardan neşet etmiştir.

Elbetteki, her insani müesese gibi, zamanla farklılaşmalar, sapmalar, aşırılıklar, bozulmalar ve istismarlar da görülmüştür. Hatta siyasi yönelimlerle ayaklanmalar, savaşlar çıkaranlar da görülmüştür.

Şeyh Abdülkâdir-i Geylâni'nin muâsırı ve Hanbeli mezhebine bağlı olan Şeyh Adiy bin Musafir'in çok yaygın olan Adeviyye tarikatı, Miladi 1300'lü yıllardan başlayarak Batıniliğe yönelerek, zamanla Yezidilik adı verilen İslam'dan ayrılan farklı bir dine dönüşmüştür.

Tâcu'l-Arifîn Şeyh Ebu'l-Vefa El-Bağdâdî'den gelen Vefâiyye tarikatından Baba İlyas-ı Horasani'ye bağlı Baba İshak-ı Şâmi öcülüğündeki Babailer ayaklanması Anadolu Selçukluları dönemindeki en önemli ayaklanmadır. ( Prof. Dr. Mertol Tulum, Tarihi Metin Çalışmalarında Usul, El-Menâkibu'l-Kudsiyye Üzerinde Bir Deneme, Deniz Kitabevi, İstanbul, 2000)

Örnek olarak, Erdebil Tekkesinin, safevî ailesinin zamanla siyasallaşarak, Şeyhlikten Şahlığa, tarikattan devlete dönüşmesi, Şah İsmail Safevi ile birlikte İran ve Horasan'da Safevî Devleti'nin yükselişi gibi hususlar da, Tasavvuf-Tarikat tarihi içerisinde yer almıştır.

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Yazar: Müfit Yüksel
08-10-16
E mail: yenisafak.com
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
TASAVVUF, TARİKATLAR VE CEMAATLAR-3
Online Kişi: 28
Bu Gün: 109 || Bu Ay: 6.413 || Toplam Ziyaretçi: 1.782.748 || Toplam Tıklanma: 44.760.772