İSTANBUL'A BİR MÜHÜR DAHA: TAKSİM CAMİİ

Allah emeği geçenlerden râzı olsun.

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
Bir düşünce için ölümü göze almak, kendini feda ediş değil; hayatı anlamlandırmaktır.
İsmet Özel
Yazar: İbrahim Halil Çelik
MUSTAFA YAZGAN'LA SEÇİM ANEKDOTLARI 3

MUSTAFA YAZGAN'LA SEÇİM ANEKDOTLARI 3Şeyh Muhammed Raşid  efendi, bütün ihtişamıyla Divanından inmiş ve  sırtındaki deve yününden yapılmış abasıyla,  iri yapılı gövdesiyle bir dağ gibi yürüyerek yanındaki müritleriyle  geliyordu bize doğru.  Mustafa Yazgan ilk kez görüşecekti  onunla. Ben daha evvel görüşmüştüm ve kendileriyle sohbet etmiştim.  Şeyh Efendi, gül tarhını bir iki adım geçti. Oğlu Abdülgani , beni kolumdan dürterek ve: ”  Hani ?“ dedi hafifçe. . Bende yavaşça:   “Baban dönecek ve gülleri  koparacak  biraz bekle“ dedim tebessüm ederek.  Sözüm daha bitmemişsen o esnada Şeyh Muhammet Raşid efendi, iri gövdesiyle  ince bir hareketle geri döndü.  Onunla birlikte yürüyenler şaşırdılar bu hareketine.  Gülzar’a girdi ve kendinden  beklenmeyen çevik bir  hareketle gülleri kopardı elindeki çakı ile. Urfa’dan gelen dostlarımızla ve müritleriyle  yürüdü yanımıza  Kocaman ellerinde  tutuğu açılmış  o kırmızı güllerden birini Mustafa Yazgan’a, diğer açılmış kırmızı gülü de  il başkanı şekerci Ahmet Apaydın’a  verdiler. Diğer elinde tuttuğu o güzelim kırmızı tomurcuğu da bana uzattılar. Üçümüzde verilen gülleri aldık o muhteşem kokularını içimize çekerek . Etraf çok güzel kokmuştu o gül kokularıyla.
     Ben,  bu sefer herkesin duyacağı bir sesle oğlu Abdülgani’ye:  “Bu keramet benim mi, yoksa babanın mı ?“ diye sorunca,  bizi dikkatle izleyen   Müftü  Emeklisi  Ahmet efendi: “Şeyh  onun babası , ama keramet ise senindir !“ dedi.  Herkes pür dikkat kesildi bu sözlere.  Hoş geldiniz ve tanışmadan sonra talebimizi ilettik muhtereme. Mustafa Yazgan ile sohbet ettiler.  İkramdan sonra  O da : “  Sizden başka kime vereceğiz reyleri?  Tabii ki  size vereceğiz. “ dediler. Cemaatinin yüzünde  de güller açmıştı bu sözün üstüne. 
      Hacı Bahattin Açıkyol: “Kurban baş üstüne !“ dediler. Mustafa Yazgan ile sohbetleri tatlı tatlı geçti. Bizlere de başarılar dilediler. Ayrıldık Menzil’den müsaade isteyerek. Seçim boyunca tüm müntesipleri üstün gayret sarf ettiler.
     Başka bir anekdot:
      Yine bizi   Urfa merkeze bağlı  Mağarcık köyüne Düğerli Aşiret Reisi  Halil Yıldırım ağa davet etmişlerdi. Mustafa Yazgan ve kontenjan adayımız  Ahmet Uludağ’la birlikte bir konvoyla şehirden  köye gittik. Köylülere  çevre köylerden de gelerek katılan aşiret üyeleriyle   kalabalık bir topluluk olarak  toplanmışlardı köy odasının önünde.  Halil Yıldırım ağa ve adamları bizleri karşıladılar. Düğerli Aşiret reisinin bu daveti tam bir düğün  şöleni  şeklinde gerçekleşti. Mustafa  Yazgan, hatiplerin şahı;  İslam ve ahlak üzerine nutuk çekti oradakilere.   Tarihten örnekler verirken bizim adayımız Ahmet Uludağ da tam Mustafa Yazgan’ın karşısında hüngür hüngür ağlıyor ve   gözlerinden yaşlar sel olmuş akıyordu. Bu manzaraya dikkatle bakan Halil ağa,  benim kulağıma: “Reis bu ağlayan adam da  adayımız  değil mı?“ dedi. “ Evet!  Bizim kontenjan adayımız “ deyince:  “ Bunlar Şeyh Hemo ile Şeyh Remo gibiler. Biri söylüyor,  diğeri de ağlıyor!” dedi. Bu iki  güzel Şeyh kardeşler  yörede  çok meşhurlardı. Biri tef çalarmış, diğeri de  ilahiler söyleyerek ağlayarak zikr edermiş.   Köyden mutlu bir şekilde ayrıldık.  Yolda Mustafa Yazgan ile Ahmet Uludağ’a Halil ağanın dediğini anlattım.  Mustafa Yazgan ömründe belki ilk defa böyle keyifli gülmüştü. Uludağ ise: “Mustafa Yazgan öyle güzel anlattı,  öyle güzel anlattı ki, ben aday olduğumu birden unuttum!  Gözlerime ve yüreğine hakim olamadım ! “ demişti içtenlikle.
      Mustafa Yazgan’ın  şeker gibi bir dilli ve konuşurken insanları öyle ikna ederdi ki, dinleyenler onu hayran hayran  dinlemekten haz alırlardı.  Keşke konuşsa da  biz hep dinlesek derlerdi. Elleri küçücük ama mangal gibi bir yüreği vardı. Hak ve hakikat uğruna canını her dem fedaya hazır idi. Öyle güzel yazı yazardı ki,  onu hattat sanırdınız. Ben onunla olmaktan Allah’a şükrediyordum. Tüm seçim boyunca  sabahları onu Narlık’taki dayısı Yasin  Ateş Amcanın evinden alır ve gece yarılarında eve bırakırdım.
      Seçim süresince  o yine kitap okuyor ve yazacağı kitaplarını bile  zevkle anlatıp duruyordu bana. Ömür hakkını vermekle geçmeli bu dünyada derdi. Üstad Necib Fazıl’dan bahsetmediğimiz gün olmazdı. Onunla geçen on sekiz yılının  tadını hala unutmadığını zevkle anlatırdı.  Çok keyifli bir seçim çalışması olmuştu  Mustafa Yazgan ağabeyle.
     İkimizde   Büyük Doğu ekolünden olduğumuz için, biri birimizi çok iyi anlıyorduk. Urfa  Necib Fazıl üstadın uç beyleriyle doludur. Mehmet Akif İnan , Zübeyir Yetik, Mustafa Yazgan, Nihat Armağan,  Yusuf Demirkol , Halil Gülüm ve de  Vahdettin Gayberi gibi Büyük Doğu mefkûresinin kale burçlarındaki Urfalı kandillerdi  bunlar. Maraş’ın “Yedi Güzel Adam’ı varsa, Urfa’nın da “ Vefalı Yedi Güzel İnsan’ı”  vardır. Onlar ; Üstad  Necip Fazıl’ın yiğit , fedakar ve vefalı arkadaşlarıdır. 
     Seçimde il barajını geçtik ama yurt genelinde yüzde dörtlerde kalınca Milletvekili  olarak meclise Mustafa Yazgan’ı Urfa’dan göndermemiştik. . O gece seçim sonuçlarını dinlerken  seçim karargâh salonunda gözyaşlarımızı tutamamıştık Adil Saraç, Abdulkadir Subaşı, Salih Beşkardeş, Mehmet Oymak ve diğer partili arkadaşlarla hüngür hüngür ağlamıştık. 
       O geceyi hala asla  unutmadım. Öyle ki yavruları  zalim avcılar tarafından vurulmuş ceylanlar gibi,  biri birimize sarılarak ağlamıştık saatlerce. Haftalarca etkisinden kurtulamamıştık bu  seçimin.
       Oysa Urfa genelinde Otuz iki bini aşkın rey almıştık. İl barajını geçmiş ve bir Milletvekili  hakkını  kazanmıştık. Ancak milletin iradesi önündeki bu baraj bentleri yıkılmadıkça  tam demokrasi gelmez ülkeye. Bu tek adam rejimine hala son vermemiştik. Batı demokrasisi bizim insanımıza çok görülmüştü bu ceberut rejim tarafından. İnsanlık ancak hür iradesiyle hakka uygun yasalarla idare edildikte huzur bulacaktır.
     Mustafa Yazgan ile anlatılacak öyle hatıralarımız var ki, ileride bunları ayrı ayrı anlatmak  nasip olacaktır. O,  tam bir siyaset , fikir ve gönül  fenomenidir benim yanımda.  “Sessiz Çığlık“ onun sesli çığlığının  sesidir bence. Vefakar, vakur ve göğsünde herkese yetecek bir yürek taşıyan,  bir çocuk safiyet ve  merhametin timsaliydi O .
     Dostluğumuz ta Tomurcuk Dergisini çıkardığı  günlerden  bu güne dek  hep büyüyerek  devam etmiştir onunla. Şimdilik bu kadarıyla iktifa etsek mi ? Ne dersiniz buna aziz dostlarım  benim?
       Demiştik ki, o günkü Urfa Refah Partisi İl  Başkanım  Ahmet Apaydın’dan şu anekdot notunu  aldım: 
“Ben,  sayın Yazgan, aday olacaksın  ama,   sıralamayı sonra  belirleyeceğiz. O da hiç tereddüt  etmeden bana;  kardeşim sen,  beni  Hacca göndereceğini söylüyorsun,  ben nasıl koltuk seçerim ?“ demişti yürekten.
      İşte siyasetin özü. Güven ve teslimiyetin muhteşem  bir örneği bu.
     Şu muhteşem tevekküle bakınız? Şu dava şuuruna bakınız? . Böyle bir cevap ancak Mustafa Yazgan’a yaraşırdı. Bir kez daha liyakatle seçilen adayların meziyetleri nasılda  bir bir ortaya çıkıyor.   Bunca sene geçmiş olmasına rağmen unutulmadan hakkı teslim ediliyor  değil mi? Bu anekdotu  da buraya  yazmak bana vacip oldu.

SON

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Yazar: İbrahim Halil Çelik
Okunma sayısı: 56
E mail: maarifinsesi.com
 
DOĞRULUŞ
Online Kişi: 18
Bu Gün: 109 || Bu Ay: 4.305 || Toplam Ziyaretçi: 1.861.909 || Toplam Tıklanma: 46.346.874