ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
Bir düşünce için ölümü göze almak, kendini feda ediş değil; hayatı anlamlandırmaktır.
İsmet Özel
Yazar: İsmail Kılıçarslan
KAHT-I RİCAL

KAHT-I RİCALGeçtik beş artı biri, stereo bile değil artık

Leman dergisinin sokak köpekleri tartışmaları bağlamında yayımladığı “Patili Devrim” kapağı, uzun süredir üzerinde düşündüğüm bir konuyu dağınık da olsa yazma şansı verdi bana.

Uzun süredir meclislerde mahfillerde önemli bir konu olarak konuşulan “kaht-ı rical, adam yokluğu, insan kalitesinin yetersizliği” başlıkları bence bizatihi insanla değil, dünyanın ve Türkiye’nin atmosferiyle ilgili.

Basitçe örneklendirmek isterim şu kaht-ı rical işini. AK Partili yöneticilerle konuştuğumda duyduğum şey şu: “Adam yok adam. Müthiş bir insan kaynağı yetersizliği yaşıyoruz.” Her fraksiyondan ülkücülerle konuştuğumda duyduğum şey şu: “Yahu elimizde biraz daha nitelikli bir insan kaynağı olsa var ya…” Marksist arkadaşlarımla konuştuğumda duyduğum şey şu: “Yahu bu işler kimlere kaldı. Teori bilmez, pratik bilmez adamlar baş oldu.” İslamcı kardeşlerimle konuştuğumda duyduğum şey şu: “Abicim, meseleyi bilen adamımız kalmadı. Meseleyi bilen adamlarımız olsa 90’lardaki havayı bir yakalasak olacak aslında.”

Bütün bu samimi itirafların ortaklaştığı gerçek “insan yokluğu, irtifa kaybı, insani kalite yoksunluğu” başlıklarıyla izah edilebilir ama bu izah çok ama çok yanlış bir noktaya götürür bizi. Asıl problem, Türkiye’yi içine alan küresel atmosferde düğümlü çünkü.

Biraz daha dağıtayım meseleyi.

İşçi haklarıyla, gelir adaletsizliğiyle, mülteci haklarıyla asıl bugün uğraşması gereken Marksist düşünce geleneği LGBT, öğretilmiş çevre duyarlılığı ve sokak hayvanları mücadelesini Marksizm sanma derdine duçar olmuş durumda.

Türklerin politik birliği, İslam ile Türklüğün meczedilmesi, Sünni siyasal aklın Türkler açısından imkânı gibi başlıkları asıl bugün açması gereken Ülkücü-milliyetçi düşünce geleneği mültecilere ve İslam’a düşmanlık üretecek savrulmalar yaşıyor.

İslam dünyasının ortaklaşa hareket etmesinin yolları, mazlumların mazlumluğunun giderilmesi, sosyal adalet, açık düşünsel tartışmalar gibi konularla asıl bugün uğraşması gereken İslamcı düşünce geleneği politik iktidara yanlama, STK’cılık oynama ve adam devşirme sektörüne kapılmış durumda.

AK Partiyi hiç zikretmeyeyim bile de kimseyi boşuna kızdırmayayım. 22 yıllık iktidar tecrübesinin geldiği nokta “siyaseten ne söylediğini bilmediğimiz, ne söyleyeceğini de kestiremediğimiz bir eklektik şebeke”ye dönüştü çoktan. Ve görünen o ki bu sarmaldan çıkış da yok artık.

Şurası önemli. Büyük okumalar devri de, büyük adamlar devri de kapanmış görünüyor. Dünyayı “mono” bir yaklaşımla dizayn eden küresel kültür endüstrisi, çoğunlukla duyarlılık yönetimi yaparak, bazen de doğrudan sosyoekonomik yahut politik müdahalelerle dünyadaki hemen herkesi, hemen her aklı birbirine benzetmeyi başardı. Turbosundan vahşisine her çeşidiyle azgın kapitalizmin askeri halinde herkes. Çin’de de böyle durum, Rusya’da da böyle, Türkiye’de de böyle.

Bu atmosferden düşünce değil “düşünce zannettiğimiz öğretilmişlikler” dışında hiçbir şey çıkmıyor, çıkamıyor.

Tam “bu adam doğruyu söylüyor” diyoruz biri için, herif internet fenomenine dönüşüyor. Tam “yahu şu düşüncenin peşine düşmek lazım” diyoruz, altından politik yahut ekonomik bir çıkar neşet ediyor.

90’larda Türkiye’ye her zorluğa rağmen hâkim olan düşünsel çeşitlilik kendini küresel kültür endüstrisi eliyle (ve aslında bir miktar da AK Parti iktidarlarının bu küresel kültür dayatmalarıyla mücadele etmeyi hiç aklına getirmemesiyle) “mono” bir şekle büründürdü.

Öyle bir noktaya geldik dayandık ki örneğin ne Marksistlerin ne İslamcıların herhangi bir şekilde “faizi ortadan kaldırma” ajandası kalmadı. Küresel kültür dayatması, teorik planda bile bu tartışmayı yürüttürmüyor kimseye.

Söylemek istediğim şu aslında. Esasen bizim “insan yokluğu, kaht-ı rical” zannettiğimiz şey tam olarak atmosferin geldiği bu hal. Elbette gözü olan için bu hal, muhal. Sürdürülebilir değil. Fakat bu muhal hali nasıl ortadan kaldırabileceğimize dair ufukta en küçük bir fikir kırıntısı bile görünmüyor. “En küçük” demeyelim de cidden bu işlere kafa yoran “geçen yüzyılın insanları”na haksızlık etmemiş olalım yine de. Allah başımızdan eksik etmesin hiçbirini ama birer birer ayrılıyorlar onlar da aramızdan. “Özgünlük”, Everest’te bile değil artık.

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Yazar: İsmail Kılıçarslan
Okunma sayısı: 133
E mail: yenisafak.com
 
DOĞRULUŞ
Online Kişi: Incorrect integer value: '' for column `dogrulus_db`.`online_ziyaretci`.`id` at row 1 0
Bu Gün: 259 || Bu Ay: 6.851 || Toplam Ziyaretçi: 2.279.636 || Toplam Tıklanma: 53.196.066