

Arif Nihat Asya merhûmun öğretmenini bıçaklayarak yaralayan bir gence hitâben yazdığı muhteşem bir yazı:
BİR KAHRAMANA DESTANDIR
Tebrik ederim seni… Öğretmenini yaralamışsın. Ölürse mezar taşı; ölmezse başında, boynunda, omuzunda üç yarası senin eserin olarak kalır.
Ne keskin bıçağın varmış ki Adana'nın yüzleri ve memleketin binleri aşan öğretmenleri bu sabah başlarında, boyunlarında, omuzlarında üç bıçak darbesinin acısını duyarak uyandılar. Bir vuruşta kaç gönlü birden yaralayacağını bilmiş miydin delikanlı?
Ve bilseydin yine yapacak mıydın bu işi?
Onun da, ötekilerin de bıçak yaraları geçer; bir gün gelir, aynalar da yara izlerine alışıverir... Ya gönül kırıkları ne olacak delikanlı?
Fakat müsterih ol... O, bir ağır yaralı olarak sedyelere uzatılırken seni bir fedai kahraman olarak omuzlarda taşımak isteyenler de bulunmuştur sanırım. Öyle olmasa kaçabilir mi, saklanabilir miydin ve daha fenası: Göz göre göre, meydan okuya okuya bu kanlı oyunu oynayabilir miydin delikanlı?
Yarın bir bıçak da senden davacı olur ve “ben bir öğretmeni yaralamak için doğmuş değildim.” derse buna da hançer keskinliğinde bir cevabın var mı delikanlı?
Duydum ki bıçağını son yarada unutmuş ve kaçmışsın.
Ben isterdim ki dilin bıçağının çeliğinde bir öğretmen kanının da tadına baksın. Ben isterdim ki elinin kızılını yıkayacağın sular da “biz anaya, babaya, hocaya kalkan eli yıkamak için yaratılmadık.” desinler.
Sayet yatan vücut kalkamaz ve uzandığı yerde öylece kalırsa heykeli, başına bir bıçak saplanmıs olarak yapılsın. Bıçağın sapında da senin kahraman adın yazılı bulunsun. Ziyarete gelenler görsünler okusunlar seni delikanlı.
“Baba hakkı, ana hakkı, hoca hakkı” diyen ağızların hepsi aczin ağzıdır. Hak kılıç hakkıdır ve sen bir kahramanlık diploması hak ettin. Ben de destanını yazan destancın, kasideni yazan kasidecin olayım: Kabul et delikanlı.
Yakalanma... Fakat yakalanırsan avukatının seni nasıl müdafaa edeceğini merak ediyorum. Ve ona da bir destan saklıyorum delikanlı.
Hakkında mahkemenin ne düşündüğünü bilmem. Lakin hakimin ben olsaydım, hükmün benim elimde olsaydı seni ne hapse mahkûm ederdim, ne sürgüne, ne de para cezasına.
Fakat sevinme; sana, zannımca, cezaların en ağırını bulur, seni öğretmen olmaya mahkûm ederdim delikanlı.
(Sakin Öner, Arif Nihat Asya, Toker Yayınları, İstanbul 1979, s. 327)
Yazar: Arif Nihat Asya |
Okunma sayısı:
212 |
||
| E mail: Mail Adresi Yok | Tweet | ||
| |
|||