İSTANBUL'A BİR MÜHÜR DAHA: TAKSİM CAMİİ

Allah emeği geçenlerden râzı olsun.

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
Bir düşünce için ölümü göze almak, kendini feda ediş değil; hayatı anlamlandırmaktır.
İsmet Özel
Son Dakika!
Kategori : / HUKUK HİKÂYELERİ
Okunma Sayısı: 1785
Yazar: Y. Kemal Sezgin
YÜKSEK YARGI KURUMLARI ARASINDA İNCE SAVAŞ

Yüksek Yargının Derdi Başka

AKP"nin anayasa değişikliği paketinin açıklanmasının hemen ardından Yargıtay"ın, Danıştay"ın ve elbette HSYK"nın feryad-ı figan etmesine bakarak, pek devlet-sever yüksek yargımızın hükümetin gerçekleştirmeyi planladığı anayasa reformuna ülkemiz demokrasisinin işleyişi zaviyesinden esaslı bazı itirazlarının olduğunu mu düşündünüz?

Öyle ya, Yargıtay Başkanı Gerçeker öngörülen anayasa değişikliğinin “anayasaya aykırı olduğunu” belirterek, daha önce bir anayasa değişikliğini esastan inceleyerek büyük bir yetki gaspına imza atan Anayasa Mahkemesi"ne kendince bir gönderme yaptı, HSYK Başkanvekili ise “anlaşılan bizi gözden çıkarmışlar” diyerek yüreğimizi dağlayan arabesk bir itiraz yükseltti. Danıştay Başkanlığı"nın da “(siyaseten) yüksek yargı” yarışında geri kalacağını düşünmek bittabi Türkiye gerçekleriyle çelişirdi. Nitekim Danıştay Başkanlığı da süslü cümlelerle anayasa reformuna karşı çıktı. Ülkemizde yüksek yargının nasıl işlediğini bilmeseydik, doğrusu bu itirazcıklardan etkilenmemiz bile mümkün olabilirdi.

Sadece Anayasa Mahkemesinden ses çıkmadığı yurttaşların dikkatini çekmiş olmalı.

En sonda söylenmesi gerekeni an başta söyleyeyim. Türkiye"de yargı erkinin yasama ve yürütme erkleriyle yaşadığı çatışma görüntüsünün altında “memleketi herhangi bir sorumluluk üstlenmeksizin ve fakat olağanüstü yetkilerle yönetme isteğinde yüksek mahkemelerin birbirleriyle yaşadıkları rekabet” yatmaktadır.

Daha açık bir ifadeyle, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay ve HSYK"nın yasama ve yürütme erklerinin alanına tecavüz eden, çoğu zaman yasalara ve hatta anayasaya aykırı kararlarının temelinde, bu mahkemelerin birbirleri arasındaki “yüksek yargıda kim daha yüksek” savaşı yatmaktadır.

Bu noktada AKP, diğer bir deyişle “irticai eylemlerin odağı olduğuna Anayasa Mahkemesi"nce karar verilmiş olan iktidar partisi” sadece ve sadece uygun bir mazeretten ibarettir. Yargıtay, Danıştay ve Anayasa Mahkemesi bu partiyi adeta bir şamaroğlanına çevirirken birinci amaç ne tüzel kişilik olarak partidir ne de AKP"li siyasetçilerin kendileri. Asıl amaç, kendilerini hükümetin üzerinde ve onun mutlak denetleyicisi konumunda bir yerde konuşlandırmaktır. Bu itibarla, Yargıtay gönlünün istediği bazı siyasetçilere ağza alınamayacak hakaretleri eleştiri sayarken ve kamuoyunu çok yakından ilgilendiren fevkalade önemli davalarda temyiz kartını kullanırken, Danıştay idarenin bütün eylem ve işlemlerini anayasada açıkça belirtilmesine karşın yalnızca hukukilik boyutuyla değil yerindelik bakımından da denetlerken, HSYK hakim ve savcı atamalarını ideolojik bir aygıta dönüştürürken, Anayasa Mahkemesi ise partilerin kapatılması davaları ile yasa ve anayasa değişikliklerine ilişkin iptal davalarını hükümetin üzerinde demoklesin kılıcı gibi sallandırırken tek bir düşünceyle hareket ederler: Diğer Yüksek Mahkemelere deyiş yerinde ise “çalım atmak”.

İşte Yargıtay"ın, Danıştay"ın ve HSYK"nın anayasa reformuna karşı feveran etmesine karşın Anayasa Mahkemesinin bıyık altından gülmesinin nedeni tam da budur.

Zira, gündemdeki anayasa reformuyla yurttaşlara Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi"ne gitmeden önce Anayasa Mahkemesine “bireysel başvuru” yapma hakkı tanınmaktadır. Bunun anlamı şudur: Danıştay"ın ve Yargıtay"ın temyiz incelemesi sonucunda nihai olarak verdiği bir karardan hoşnut kalmayan bir vatandaşımız Anayasa Mahkemesi"ne başvurarak hakkını arayabilecektir. Bu da, doğal olarak, Anayasa Mahkemesi"ni Yargıtay ve Danıştay"ın kararlarına karşı adeta ikinci bir temyiz mercii haline getirecektir. Danıştay ve Yargıtay"ın bireysel başvuru hakkından yılandan çıyandan korkar gibi korktuklarını duymayan kalmadı. Öyle ki, çeşitli vesilelerle yurtdışı ziyaretlerinde bulunan Yargıtay heyetlerinin bazı üyeleri bireysel başvuru hakkı tanınması çalışmalarını yabancı muhataplarına bile şikayet etmekten çekinmiyorlar, “Haşim” diye hitap ettikleri Anayasa Mahkemesi Başkanıyla kendilerince alaycı bir üslupla dalga geçiyorlardı. Dahası, Anayasa Mahkemesi"nin yeni binasındaki duruşma salonunda Mahkeme Başkanına yüksek bir kürsü hazırlanmışken, Yargıtay Başsavcısının ölümlü dünyalılarla aynı hizada oturtulmasını bile sorun etmişlerdi.

Oysa Yargıtay ve Danıştay yargı reformunu hiç de böyle hayal etmemişti. Onlar, Anayasa Mahkemesinin konumunun, bırakınız daha da güçlendirilmesini, tam tersine zayıflatılmasını arzu ediyorlardı. Buna göre, halihazırda Anayasa Mahkemesinin uhdesinde bulunan Yüce Divan yetkisini, daha açık bir ifadeyle siyasetçileri ve devlet adamlarını yargılama yetkisini Anayasa Mahkemesinden almayı ümit ediyorlardı. Yargıtay Başkanlarına göre bu yetki “ceza hukuku alanında” uzmanlaşmış olan Yargıtay"a verilmeli iken, Danıştay Başkanlarına göre bu yetkiyi, Yargıtay ile “idarenin eylem ve işlemlerini denetlemede uzmanlaşmış” olan Danıştay birlikte kullanmalıydı.

Yargıtay Başkanlarının Yargıtay"ın kuruluş yıldönümlerinde, Danıştay Başkanlarının ise Danıştay"ın kuruluş yıldönümlerinde yaptıkları ibretlik konuşmaları dikkatlice okuduğunuzda, Yüksek Mahkemelerin birbirlerinden rol çalmaya ve böylece devlet siyasetinde daha etkin bir konuma gelmeye ne denli hevesli olduklarını açıkça görebilirsiniz.

İşte Danıştay, Yargıtay ve HSYK “Yüksek yüksek yargımıza yetki versinler” türküsü eşliğinde ağlaşırken Anayasa Mahkemesi"nden ses çıkmamasının nedeni budur.

Yine belirtmekte yarar var: Yüksek hakimlerin, yargı reformu kapsamında YAŞ ve HSYK kararlarına ve hatta Cumhurbaşkanının tek başına yaptığı işlemlere karşı yargı yolunun açılmasını istemelerini “hesap verebilir” devlet anlayışı çerçevesinde değerlendirmek büyük bir iyimserlik olur. Yüksek yargının buradaki hedefi, kendilerine yeni yeni “denetleme” yetkilerinin verilmesinden ibarettir.

AKP"nin, Anayasa Mahkemesinin gönlünü hoş tutarken ve reform paketinde bu mahkemenin konumunu güçlendirirken, olası bir iptal davasında zor durumda kalmamayı hesap ettiği anlaşılıyor. İşe yarayıp yaramadığını zaman gösterecek.

stratejikboyut.com

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

 

Yazar: Y. Kemal Sezgin
03-04-10
E mail: kemal@stratejikboyut.com
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
YÜKSEK YARGI KURUMLARI ARASINDA İNCE SAVAŞ
Online Kişi: 29
Bu Gün: 108 || Bu Ay: 6.412 || Toplam Ziyaretçi: 1.782.741 || Toplam Tıklanma: 44.760.616